Bazı geceler daha kapıdan girerken belli eder kendini, öyle sıradan geçmeyecek. Beste’nin gece daveti de tam olarak öyle bir akşamdı. Daha içeri girilmeden koridordan gelen hafif ud sesi, içeride kimlerin olduğunu bilmeden insanın yüzüne hafif bir gülümseme getiriyordu. Musiki vardı evet ama öyle yüksek sesle herkesi susturan cinsten değil, sohbetin arasına usul usul karışan türden. Biraz eski zaman, biraz bugünün telaşı, biraz da hiç hesapta olmayan muhabbetler vardı.
Beste geceyi özellikle fazla programlamadığını söylüyordu. “Bir geceyi fazla planlayınca gece olmaktan çıkıyor” dedi mesela. Haklımıydı bilmiyorum ama o akşam gerçekten de saatlerin ne yaptığını kimse çok takip etmedi. Kimisi koltuğun kenarında kahvesini soğuttu, kimisi bir şarkının sözünü yanlış hatırlayıp uzun uzun itiraz etti. Bir ara herkes aynı anda konuştu, sonra birden sessizlik oldu. İşte gecenin en hoş tarafı belkide buydu, kusursuz değildi.
Beste’nin Gece Daveti Nasıl Başladı?
Akşamın başlangıcı öyle şaşalı değildi aslında. Büyük bir karşılama, resmi bir masa düzeni, herkesin birbirine zoraki iltifat ettiği tuhaf davetlerden hiç değildi. Beste kapıyı açtı, elinde ince belli bir bardak vardı. “Çay isteyen şimdi söylesin, sonra ben unuturum” diye gülerek karşıladı herkesi. Daha ilk dakikada gecenin havası aşağı yukarı anlaşılmıştı zaten.
Salonun bir köşesinde eski plaklar üst üste duruyordu. Yan tarafta küçük bir sehpa, üzerinde birkaç kitap, yarım bırakılmış bir kahve ve kimin koyduğu bilinmeyen iki tane mandalina. Her şey biraz dağınık ama samimiydi. İnsan eli değmiş bir yer olduğu belliydi, katalogdan çıkmış gibi değildi yani.
Geceden küçük bir not:
Beste’nin davetindeki en belirgin şey “gösterme” çabasının olmamasıydı. Kimse hangi şarkıyı ne kadar bildiğini ispatlamaya çalışmadı, en azından başta. Sonradan biraz tartışma çıktı tabi, özellikle eski Türk musikisi konusunda.
Musiki Başlayınca Sohbetin Şekli Değişti
İlk çalan eser başladığında konuşmalar tamamen kesilmedi. Aksine müzik sohbetin içine girdi. Biri şarkının bestekârını söyledi, başkası yanlış olduğunu iddia etti. Bir başkası “ben bunu çocukken radyoda duyardım” dedi ama hangi radyo olduğunu hatırlamadı. Böyle böyle her parçanın arkasından başka bir hikaye çıktı.
Musiki bazen insanlar arasında görünmeyen bir kapı açıyor. Normalde anlatılmayacak şeyler, bir şarkının ortasında birden söyleniveriyor. Beste de bunu seviyordu galiba. Çünkü şarkı değiştikçe konu da değişiyordu. Önce eski İstanbul geceleri konuşuldu, sonra aile sofraları, sonra gençlik, ardından birden kimsenin beklemediği biçimde vapur yolculuklarına geldi mevzu.
“Musiki biraz insanın içinde duran ama adını koyamadığı şeyi dışarı çıkarıyor. O yüzden gece dinlenen şarkı ile gündüz dinlenen aynı şarkı olmuyor.”
Bunu Beste söyledi. Sonra kendisi de bir süre sustu. Böyle cümle söyledikten sonra zaten hemen devam etmek biraz tuhaf olurdu.
Meşk Sadece Şarkı Söylemek Değildi
Gecenin ilerleyen saatlerinde meşk kelimesi dönüp dolaşıp konuşmanın merkezine geldi. İçeridekilerden biri meşkin sadece birlikte eser icra etmek olmadığını anlattı. Bir başkası bunun daha çok aktarım, hafıza ve beraberlik meselesi olduğunu söyledi. Sonra tabi herkes kendince bir tanım yaptı.
Beste’nin yaklaşımı daha basitti. Ona göre insan bir melodiyi başkasından duyup tekrar ettiğinde, sadece notayı değil onun halini de alıyordu biraz. Bu yüzden eski eserlerin kulaktan kulağa geçmesinde başka bir duygu var diyordu.
- Bir eseri yalnız dinlemek yerine beraber söylemek, gecenin havasını tamamen değiştirdi.
- Kimse profesyonel değildi, zaten öyle olmasına gerek de yoktu.
- Yanlış girilen yerler oldu, bazı sözler unutuldu hatta aynı bölüm iki kere tekrarlandı.
- Bazen ud önden gitti, ses geride kaldı. Ama kimsenin umurunda değildi fazla.
- Muhabbet ile müzik birbirine karışınca saat kavramı biraz kayboldu.
Bir ara şarkıya herkes başka yerden girdi. Gerçekten fena karıştı. Beste gülmekten devam edemedi, karşısındaki kişi “durun baştan alalım” dedi ama baştan alınca daha da karıştı. Sonra kimse düzeltmeye uğraşmadı zaten. Bu da gecenin en çok hatırlanan anlarından biri oldu.
Bir Şarkının Ortasında Açılan Eski Bir Defter
Masaya sonradan nereden çıktığı tam anlaşılmayan eski bir defter geldi. Beste’nin yıllar önce tuttuğu notlardanmış. İçinde şarkı isimleri, yarım cümleler, telefon numarası olduğu tahmin edilen rakamlar ve artık kimsenin anlam veremediği küçük işaretler vardı.
Bir sayfada sadece şu yazıyordu: “Bu şarkı gece 02.15’ten sonra başka söyleniyor.” Niye yazdığı soruldu. Beste biraz düşündü ama hatırlayamadı. Sonra “demekki o zaman çok önemliymiş” dedi. İşin garip tarafı, cümle gerçekten herkese anlamlı geldi.
Geceye dair akılda kalan ufak şeyler
- Soğuyup tekrar ısıtılan kahve.
- Kimsenin tamamını hatırlamadığı bir şarkı sözü.
- Masaya bırakılan ve sahibini bulamayan bir gözlük.
- Bir ara açılıp sonra kimsenin bakmadığı balkon kapısı.
- “Son bir eser daha” denildikten sonra çalınan en az dört eser.
Muhabbet Koyulaştıkça Gece Başka Bir Yere Gitti
Her güzel gecede olduğu gibi, ilk saatlerdeki yüzeysel konuşmalar yavaş yavaş kayboldu. Kim ne iş yapıyor, trafik nasıldı, hava neden böyle gibi konuşmalar bir kenara çekildi. Yerine daha kişisel ama rahatsız etmeyen bir muhabbet geldi. Eski dostluklar konuşuldu mesela. İnsanların zamanla neden birbirinden uzaklaştığı, bazı arkadaşlıkların neden yıllar geçse de kaldığı.
Birisi “insan değiştiği için mi arkadaşlık biter, yoksa değişmediği için mi” diye sordu. Cevaplar biraz karışıktı. Zaten böyle soruların cevabı tam olmaz. Beste o sırada mutfaktan tabak getiriyordu ve uzaktan “bazen ikiside” dedi. Kimse de itiraz etmedi.
Gecenin bu kısmında müzik daha da kısıldı. Sanki fon olmaya razı olmuştu. Arada bir şarkının belli bir cümlesi dikkat çekiyor, biri “bak tam bunu konuşuyorduk” diyordu. Şarkılarla konuşmalar birbirine denk gelince insanlar buna anlam yüklemeyi seviyor tabi.
Gece Davetinin Sofrası da Muhabbet Kadar Dağınıktı
Sofra tek seferde kurulmadı. Önce küçük tabaklar geldi. Sonra biri mutfaktan başka bir şey bulup getirdi. Bir süre sonra masada neyin başlangıç neyin devam olduğu belli değildi. Zaten kimsenin böyle bir derdi yoktu.
Beste’nin özellikle uğraştığı belli olan birkaç meze vardı fakat gecenin yıldızı garip şekilde sade kızarmış ekmek oldu. Bunun üzerine uzun bir sohbet bile çıktı. İnsanlar bazen en basit şeyi gereksiz yere çok seviyor.
- İlk olarak kahve ve çay dağıldı.
- Ardından küçük atıştırmalıklar geldi.
- Gece yarısına doğru herkes tekrar acıktığını farketti.
- Mutfakta plansız ikinci bir sofra kuruldu.
- En son kimsenin yemeyeceğini söylediği tatlı tamamen bitti.
Bu tarz gecelerde yemek aslında bahanedir biraz. İnsan elinde tabağı olunca daha uzun oturuyor, kalkmak için acele etmiyor. Çay yenileniyor, sohbet de yenileniyor onunla beraber.
Beste’nin “Davet Kuralı”
Beste’nin kendince tek bir kuralı varmış. Geceye gelen kişi saate bakıp “ben şu saatte kalkarım” demeyecekmiş. Çünkü bunu söyleyen herkes tam o saatte kalkmaya çalışıyor, sonra gece ikiye bölünüyor diyordu. Bu biraz abartılı bir kural tabi fakat o gece kimse saat söylemedi.
“Güzel bir sohbetin kaç dakika süreceğini önceden bilemezsin. Biliyorsan zaten sohbet değildir, toplantıdır.”
Bu cümle gecenin mottosu gibi oldu. Sonradan iki üç kere daha söylendi hatta biri telefonuna not aldı.
Eski Şarkılar Neden Gece Daha Başka Geliyor?
Bu konu üzerinde uzun duruldu. Gündüz dinlenen bir şarkı ile gece yarısından sonra dinlenen aynı eser gerçekten aynı mı? Teknik olarak evet elbette. Ama his bakımından değil. Gece insanın dikkati dağılmıyor fazla, dışarıdaki ses azalıyor. Birde sohbetten gelen duygusal bir yük oluyor.
Özellikle eski musiki eserlerinde sözlerin ağır ağır ilerlemesi, bugünkü hızlı dinleme alışkanlığına ters geliyor. Belkide bu yüzden insan gece vakti onları daha çok dinliyor. Acele etmiyor çünkü.
Küçük bir gözlem: O gece kimse telefonundan sürekli şarkı değiştirmedi. Bir eser başladıysa sonuna kadar kaldı. Şimdi bu bile biraz eski usül davranış sayılıyor galiba.
Biraz Nostalji, Fakat Fazla Değil
Nostalji konusu açıldığında masa ikiye ayrıldı. Bir grup geçmişin her şeyinin daha iyi gösterilmesine karşıydı. Diğerleri ise bazı şeylerin gerçekten daha yavaş ve daha güzel olduğunu düşünüyordu. Beste ortada kaldı.
“Geçmiş güzeldi demiyorum, ama bazı şeyler daha az aceleydi” dedi. Bu daha makul geldi herkese. Çünkü gecenin kendisi de acele etmeyen bir geceydi.
Kimse ertesi gün yapılacakları konuşmadı uzun süre. İş, toplantı, trafik, yapılacak işler bir noktada tamamen dışarıda kaldı. Zaten gece davetlerinin biraz amacı bu değilmi. Gündüzün yükünü kapının dışında birkaç saat bırakmak.
Gecenin En Güzel Tarafı: Kimsenin Sahneye Çıkmaması
Bunu biraz açıklamak lazım. Bazı davetlerde mutlaka biri gecenin merkezine yerleşir. Her hikayeyi o anlatır, her şarkıyı o seçer, herkes onun temposuna uyar. Beste’nin davetinde böyle biri olmadı. Beste bile ev sahibi olmasına rağmen sürekli geri çekiliyordu.
Biri anısını anlattığında diğerleri dinledi. Sonra konu başkasına geçti. Şarkıyı biri seçti, devamındaki eseri başka biri. Bu da geceye doğal bir akış verdi.
- Kimse uzun uzun kendini anlatmaya çalışmadı.
- Müzik sohbetin önüne geçmedi.
- Sohbet müziği tamamen susturmadı.
- Arada sessizlik olduğunda hemen doldurulmaya çalışılmadı.
- Gülüşmeler plansızdı, bazı espriler zaten hiç anlaşılmadı.
Özellikle sessizlik kısmı önemliydi. İnsanlar artık sessizlik olunca rahatsız oluyor genelde. Telefonuna bakıyor, konu arıyor. Oysa o gece birkaç kere kimse konuşmadı ve bu garip gelmedi.
Balkonda Yapılan Kısa Ama Uzayan Sohbet
Gece bir ara balkon kısmına taşındı. Aslında amaç biraz hava almaktı, beş dakika sonra içeri dönülecekti. Yaklaşık kırk dakika kalındı. Sokak aşağıda iyice sessizleşmişti.
Balkonda musiki duyulmuyordu pek. İçeriden sadece boğuk bir melodi geliyordu. Oradaki sohbet daha farklı bir hal aldı. İnsanların yaş aldıkça neyi daha az önemsediği konuşuldu. Bir kişi “eskiden her şeyi açıklamaya çalışırdım, şimdi bazen bırakıyorum yanlış anlasınlar” dedi. Gülündü ama biraz gerçekti.
Beste ise insanın yıllar içinde kimlerden vazgeçtiğinden çok, hangi huylarından vazgeçtiğinin önemli olduğunu söyledi. Sonra bu söz çok ciddi kaçtı diye kendi kendine dalga geçti.
Son Bir Şarkı Denildi Ama Gece Bitmedi
Gece saat olarak epey ilerlediğinde klasik cümle geldi: “Son bir şarkı açalım.” Böyle cümlelerin doğru olmadığı herkes tarafından bilinir. Gerçekten son şarkı olmadı.
İlk “son şarkı”dan sonra biri başka bir eser hatırladı. O bittikten sonra “bunun üstüne şu gider” denildi. Sonra bir tane daha. En son çalan parçanın ardından artık kimse bir şey önermedi. Belkide gerçekten gece kendi kendine tamamlandı.
Masada yarım bardaklar, katlanmış peçeteler ve bir kenara itilmiş tabaklar kalmıştı. İlk gelen düzen tamamen bozulmuştu ama güzel gecelerin sonunda masa zaten biraz böyle görünür.
Gecenin sonunda kalan hisMusiki dinlenmişti, meşk yapılmıştı, çok konuşulmuştu fakat geceyi akılda bırakan bunların tek tek hiçbiri olmadı. Daha çok hepsinin birbirine karışmasıydı. Bir şarkının ortasında başlayan gülme, yarım kalan bir cümle, mutfaktan gelen ses, yanlış hatırlanan bir söz. Yani düzenli olmayan şeylerin toplamı.
Beste Bu Geceleri Neden Seviyor?
Gece sonunda bunu sorduk Beste’ye. Biraz düşündü. Önce “bilmiyorum” dedi. Sonra herkesin baktığını görünce cevap vermek zorunda hissetti herhalde.
“İnsanlar gündüz kendini fazla düzenli anlatıyor. Gece biraz dağılıyor herkes” dedi. Bence gecenin en iyi açıklaması buydu.
Gerçekten de gece ilerledikçe insanlar cümlelerini düzeltmeyi bırakmıştı. Bir hikaye ortasında başka hikayeye dönüyor, konu bitmeden yeni konu açılıyor. Kimse “nerede kalmıştık” diye fazla uğraşmıyordu. Muhabbet dediğin biraz böyle zaten, düzgün bir metin gibi ilerlemiyor.
Musiki, Meşk ve Muhabbet Aynı Masada Olunca
Beste’nin gece daveti aslında büyük bir organizasyon değildi. Belkide güzel tarafı buydu. Birkaç kişi, birkaç eski eser, sürekli tazelenen çay ve uzayıp giden konuşmalar. Ama gece bittiğinde herkesin hafızasında farklı bir bölüm kalmıştı.
Biri bir şarkıyı hatırladı. Biri balkondaki konuşmayı. Bir başkası mutfakta yaşanan saçma bir kahkahayı. Beste ise ertesi sabah masada kalan eski defteri görünce geceyi hatırladığını söyledi.
Her davet çok kalabalık olmak zorunda değil. Her müzik yüksek sesli, her sohbet önemli bir mesele üzerine de olmak zorunda değil. Bazen bir gecenin iyi geçmesi için insanların birbirini gerçekten duyması yetiyor. Biraz musiki, biraz meşk, bolca muhabbet.
Ve tabi son şarkıdan sonra gerçekten kalkmayı başarabilmek. O kısmı o gece kimse pek beceremedi.
Küçük Dipnot
Beste’nin gece davetinden geriye çok kesin cümleler kalmadı aslında. Zaten bazı geceleri güzel yapan şeyde bu olabilir. Her şeyi hatırlamıyorsun fakat iyi hissettirdiğini biliyorsun. Şarkının adını unutuyorsun, konuşmanın tamamını unutuyorsun ama bir anda aklına masanın üzerindeki çay bardağı geliyor. Garip ama hafıza biraz böyle çalışıyor galiba.
