— “Kadehin dibine bak, buz erimiş.”
— “Boş ver, zaten içmek için değil bu akşam.”
Masada üç kişiydik.
Beylikdüzü’nde denize yakın bir yer. Cam kenarı. Dışarıda o maviye çalan loşluk… Ne tam gece ne de akşam. İnsan tam o saatlerde daha çok konuşuyor.
Kadehler gerçekten soğumuştu.
Ama sohbet… o başka.
— “Biliyor musun,” dedi biri, “ben bu semtte konuşmaların daha dürüst olduğunu düşünüyorum.”
— “Niye?”
— “Çünkü kimse kimseyi etkilemeye çalışmıyor.”
Hak verdik.
Beylikdüzü biraz öyle. Gösterişsiz ama uzun. İnsanlar da cümleleri uzatıyor burada.
Laf Dönüp Dolaşıp Hayata Geliyor
Başta konu basitti. İş, yol, trafik…
Sonra bir an oldu, kimse fark etmedi ama konuşma yön değiştirdi.
— “Hiç kendin olmaktan yorulduğun oldu mu?”
— “Her gün.”
— “Ben de.”
Sessizlik oldu.
O sessizlik rahatsız edici değildi. Hani konuşmak zorunda hissetmezsin ya… öyle.
Kadehler masadaydı ama kimse uzanmıyordu.
Sanki konuşmak daha önemliydi o an.
Mavimsi Sohbet Diye Bir Şey Varmış Meğer
Işık mavi vuruyordu camdan içeri.
Yüzler biraz soluk, biraz yumuşak görünüyordu.
— “Bu renk insanı cesaretlendiriyor galiba,” dedi biri.
— “Yok,” dedim, “cesaret değil bu, kabullenme.”
Kimse itiraz etmedi.
Çünkü bazen bir kelime doğru oturur ve herkes hisseder.
Kimse Haklı Olmaya Çalışmadı
En güzeli buydu belki.
Ne tartışma vardı ne üstünlük.
— “Eskiden böyle konuşmalar zor gelirdi,” dedi masadaki en sessiz olan.
— “Şimdi?”
— “Şimdi yoruluyorum ama kaçmıyorum.”
Bu cümle masada kaldı.
Herkes biraz kendine aldı.
Kadehler Gerçekten Soğumuştu
Bir ara biri güldü:
— “İçsek mi artık?”
Güldük ama yine de içilmedi.
Çünkü o an bozulmasın istedik.
Beylikdüzü’nde bazı akşamlar böyle oluyor işte.
Kadehler bahane, sohbet asıl mesele.
Gecenin Sonunda Kimse Büyük Laf Etmedi
Ne hayat değişti o akşam,
ne kimse mucize yaşadı.
Ama herkes giderken biraz daha hafiflemişti.
— “Yine yapalım mı?” dedi biri.
— “Plan yapmayalım,” dedik hep birlikte.
Çünkü bazı sohbetler planla gelmiyor.
Soğuyan kadehlerle, ısınan cümlelerle geliyor.
