“Ben Bunu Gerçekten Yiyecek miyim?”
Asu şırdan yemeye kendi isteğiyle gitmediğini daha masaya oturmadan üç kere söyledi.
Bunu baştan belirtelim.
Hatta yolda:
“Ben sadece bakacağım.”
dedi.
Beş dakika sonra:
“Belki ucundan tadına bakarım.”
dedi.
Lider Dürümcü’ye vardığımızda ise menüye bakıp:
“Madem geldik, bir tane söyleyin ama bitireceğimi sanmıyorum.”
demeye başlamıştı.
İnsan karar değiştiriyor.
Asu biraz hızlı değiştiriyor sadece.
Bu akşamın meselesi zaten buydu. Daha önce uzaktan görmüş ama bir türlü denemeye cesaret etmemiş olduğu şırdanla sonunda aynı masaya oturacaktı. Kadıköy’de başlayan sıradan bir yemek planı, Asu yüzünden sanki önemli bir gastronomi sınavına dönüşmüş durumda.
“Ben sakatat düşmanı değilim. Yanlış anlaşılmasın. Sadece bazı yemeklerin görüntüsü insana önce bir toplantı yapalım diyor. Şırdan benimle toplantı yapmak istedi.”
Asu’nun Şırdanla İlk Göz Göze Geldiği An
Masaya geldi.
Asu sustu.
Normalde kolay kolay susan biri değil.
O yüzden hepimiz anladık durum ciddi.
Şırdana baktı.
Sonra bize.
Tekrar şırdana.
“Bu mu?”
“Bu.”
“Fotoğraflarda daha küçüktü.”
Kimse ne cevap vereceğini bilemedi.
Çünkü internette hangi fotoğrafa baktığını bilmiyoruz.
Asu tabağı hafifçe çevirdi.
“Neresinden başlanıyor?”
Bu soru masada gereğinden fazla tartışıldı.
Birisi ortadan dedi.
Diğeri uçtan.
Asu sinirlendi.
“Bir yemek için neden bu kadar farklı görüş var?”
Haklıydı belki.
- Bu gerçekten bir kişilik mi?
- Çok baharatlı mı?
- Limon sıkılıyor mu?
- Ben bunu nasıl tutacağım?
- İçindeki pilav gibi olan şey ne?
- İlk lokmada sevmezsem devam etmek zorunda mıyım?
- Niye herkes bana bakıyor?
İlk Lokma Yaklaşık Beş Dakika Gecikti
Şırdan masada.
Asu hazır.
Ama yemiyor.
Önce fotoğraf çekti.
Fotoğrafı beğenmedi.
Bir tane daha çekti.
“Yemeği yiyecek misin, çekimini mi yapacaksın?”
“Bir dakika.”
Sonra telefonun ışığını açtı.
“Böyle daha iyi.”
Üçüncü fotoğraf.
Sonunda telefon masaya bırakıldı.
Asu çatalı aldı.
Sonra bıraktı.
“Elle mi yeniyor?”
Yine tartışma başladı.
“Ben bu kadar prosedür beklemiyordum.” dedi.
Aslında prosedür yoktu.
Prosedürü Asu kendi oluşturuyordu.
Limon Meselesi Gecenin İlk Kriziydi
Masadaki limona baktı.
“Sıkayım mı?”
“İstersen.”
“Ama orijinal tadı bozulur mu?”
“Önce sade dene.”
“Sonra limon sıkınca geri dönüşü yok.”
“Asu bu laboratuvar deneyi değil.”
Bir süre daha düşündü.
Sonunda ilk lokmayı limonsuz almaya karar verdi.
Herkes sustu.
Asu lokmayı aldı.
Çiğnedi.
Suratında hiçbir ifade yok.
“Ee?”
Asu elini kaldırdı.
“Bir dakika.”
Çiğnemeye devam etti.
“Nasıl?”
“Durun karar veriyorum.”
Sanki jüri.
“İlk lokmada beynim görüntüyle tadı birbirine bağlamaya çalıştı. Sonra dedim ki Asu, yemeğe bakmayı bırak ve sadece ye. O zaman başka oldu.”
Trans Asu’nun İlk Kararı: “Beklediğim Gibi Değilmiş”
Bu iyi mi kötü mü?
Onu anlayamadık.
“Beklediğin nasıl bir şeydi?”
“Daha ağır.”
“Bu hafif mi?”
“Hafif demedim.”
“Ne dedin?”
“Beklediğimden başka.”
Asu’yla yemek değerlendirmek bazen gerçekten zor.
İkinci lokmayı kendi isteğiyle aldı.
Bu önemliydi.
Çünkü ilk lokmada bırakacağını düşünüyorduk.
Sonra limonu aldı.
Azıcık sıktı.
Tattı.
Biraz daha sıktı.
“Limonla daha iyi.” dedi.
Üçüncü lokma geldi.
Beş dakika önce “Ben sadece tadına bakacağım” diyen insan yemeğe alışmaya başlamıştı.
- Görüntü: “Alışmam zaman aldı.”
- İlk lokma: “Ne düşüneceğimi bilemedim.”
- Baharat: “Ben biraz daha severim.”
- Limonlu hali: “Bence daha güzel.”
- İkinci kez yer miyim? “Yazının sonunda sor.”
Şırdanın İçinde Ne Var Tartışması Başladı
Asu ikinci aşamaya geçti.
Yemekten önce korkuyordu.
Şimdi merak ediyor.
“Bunun içi nasıl hazırlanıyor?”
Masada herkesin farklı bilgisi var.
Bir kişi pirinç dedi.
Birisi baharatları anlatmaya başladı.
Başka biri geleneksel hazırlanışından söz etti.
Asu herkesi dinledi.
Sonra:
“Keşke yemeden önce sormasaydım.”
dedi.
“Niye?”
“Ben bazı yemeklerde ayrıntıyı sonradan öğrenmek istiyorum.”
Ama yemeyi bırakmadı.
Bu da ayrı.
Asu’nun Çocukluktan Gelen Sakatat Meselesi
Konu burada çocukluğa gitti.
Asu küçükken evde sakatat pişirildiğinde mutfağa girmediğini anlattı.
“Kokusundan mı?”
“Biraz.”
“Görüntü?”
“O da.”
“Tadı?”
“Tadına bakmıyordum ki.”
Haklı.
İnsan yemediği şeyin tadına kızamaz.
Yıllar geçtikçe bazı şeyleri denemeye başlamış. Kokoreç mesela. İlk başta ona da mesafeliymiş.
“Şimdi?”
“Yerim.”
“Mumbar?”
“Dur.”
“Niye?”
“Bugün bir sınav yeter.”
Şırdan gecesini başka sakatatlarla büyütmek istemedi.
“Ben yemek konusunda cesur olduğumu sanıyordum. Sonra önüme şırdan geldi ve karakterimin aslında o kadar güçlü olmadığını gördüm. Ama yedim yani, onu da yazın.”
Lider Dürümcü Masasında İkinci Sipariş Tartışması
İlk şırdanın sonlarına doğru soru geldi.
“Bir tane daha?”
Asu hemen:
“Yok.”
dedi.
Beş saniye geçti.
“Gerçi…”
Hepimiz güldük.
“Ne gerçi?”
“Bir tane daha söylersek paylaşırız.”
“Sen yemeyecektin.”
“Ben bunu yemeyeceğim demedim.”
Telefon açıldı.
Yol boyunca söylediği mesajlar gösterildi.
Ben sadece bakacağım.
Asu ekrana baktı.
“İnsan fikrini değiştiremez mi?”
Değiştirir.
İkinci şırdan söylendi.
İkinci Şırdanda Artık Acemilik Gitmişti
Bu defa fotoğraf yok.
Uzun inceleme yok.
“Neresinden başlayacağım?” sorusu yok.
Limon geldi.
Asu aldı.
Sıktı.
Yemeye başladı.
“Bak alıştın.”
“Ben hızlı öğrenirim.”
Yaklaşık yarım saat önce yemeğe fiziksel mesafe koyan kişi artık şırdan konusunda tecrübeli gibi davranıyordu.
“Baharat biraz daha olsa güzel olurmuş.” dedi.
“Sen uzman oldun hemen.”
“Damak diye bir şey var.”
Asu’nun özgüveni geri gelmişti.
İkinci şırdan: “Limona biraz daha yüklen.”
Birinci şırdan: Fotoğraf çekiyor.
İkinci şırdan: Fotoğrafı unutuyor.
Birinci şırdan: Koklayıp düşünüyor.
İkinci şırdan: Direkt başlıyor.
Aradaki süre: Yaklaşık yarım saat.
Masadaki İnsanlar Asu’yu Biraz Fazla İzledi
Bir insan ilk defa bir yemek denediğinde nedense masadaki herkes onun suratına bakıyor.
Bu da baskı yapıyor.
Asu bundan şikâyet etti.
“Yemeğe değil bana bakıyorsunuz.”
“Tepkini merak ediyoruz.”
“Ben belgesel miyim?”
Haklıydı.
İlk lokmada herkes Asu’nun yüzündeki ifadeyi bekledi.
İkinci lokmada da.
Bir noktadan
