Biraz Film, Fazlasıyla Taklit ve Bitmeyen Kahkaha
Peri’ye en sevdiğin oyuncu kim diye sormaya gerek yok.
Zaten söylüyor.
Sormasanız da.
Bazen konu oraya hiç gelmemişken bile söylüyor.
Geçenlerde kahve içerken konu elektrik faturasından açıldı. Nasıl olduysa yaklaşık dört dakika sonra Jim Carrey konuşuyorduk.
“Bunun Jim Carrey ile ne ilgisi var?” dedim.
Peri hiç düşünmedi.
“Her şeyin biraz ilgisi var.”
İşte sorun burada zaten.
Peri için gerçekten var.
Şişli’de yaşayan trans Peri’nin Jim Carrey tutkusu öyle “filmlerini severim” seviyesinde değil. Bazı filmleri kaç kere izlediğini bilmiyor. Bazı sahnelerde oyuncudan önce repliğin geleceğini söylüyor. Yüz hareketlerini taklit etmeye çalışıyor ve daha kötüsü, başarılı olduğunu düşünüyor.
Başarılı mı?
Bence bu konu tartışmaya açık.
Peri’ye göre tartışmaya kapalı.
“Jim Carrey film izlerken insanın suratını bile yoruyor. Adamın kaşı ayrı oynuyor, ağzı başka tarafa gidiyor. Ben yıllardır çalışıyorum daha yarısını yapamadım.”
Her Şey Peri’nin Eski Bir Jim Carrey Filmini Yeniden İzlemesiyle Başladı
Aslında “başladı” demek biraz yanlış.
Peri yıllardır Jim Carrey’i seviyormuş.
Ama tutkunun yeniden alevlenmesi bir gece olmuş.
Evde.
Dışarı çıkacakmış.
Hazırlanmış.
Saç tamam.
Makyaj tamam.
Çanta hazırlanmış.
Sonra televizyonu açmış.
Kanallara bakarken eski bir Jim Carrey filmine denk gelmiş.
“Beş dakika bakarım.” demiş.
Peri’nin hayatında tehlikeli üç cümle vardır:
- Beş dakika bakarım.
- Bir kahve içip kalkarım.
- Son bir bölüm izlerim.
Üçünün de sonu genellikle planlandığı gibi olmuyor.
Film başlamış.
Peri koltuğa oturmuş.
Arkadaşından mesaj gelmiş:
“Çıktın mı?”
Peri:
“Çıkıyorum.”
Yirmi dakika sonra:
“Neredesin?”
“Evdeyim ama çıkıyorum.”
Bir saat sonra arkadaş tekrar yazmış.
Bu defa Peri cevap vermemiş.
Çünkü film bitmek üzereymiş.
Dışarı da çıkmamış.
Peri’nin Evinde Küçük Bir Jim Carrey Arşivi Var
“Arşiv” kelimesini Peri kullanıyor.
Biz kullanırsak biraz iddialı olabilir.
Çünkü ilk bakışta gördüğümüz şey birkaç eski DVD, bazı dergiler, internetten çıktısı alınmış görseller ve ne zaman alındığı bilinmeyen küçük film hatıraları.
Ama Peri için bunların hepsi önemli.
Bir DVD kutusunu eline aldı.
“Bunu atmam.” dedi.
“DVD oynatıcın var mı?”
“Yok.”
“O zaman?”
“Hatırası var.”
Başka kutuyu gösterdi.
Onun da kapağı biraz yıpranmış.
“Bu daha değerli.”
“Neden?”
“Bunu çok izledim.”
“Ama artık izleyemiyorsun.”
“Siz her şeye kullanım amacıyla bakıyorsunuz.”
Bundan sonra arşiv konusunda yorum yapmadık.
- Eski film DVD’leri.
- Bazılarının kutusu var ama diski nerede bilinmiyor.
- Yıllar önce alınmış birkaç dergi.
- Telefonunda gereğinden fazla film sahnesi ekran görüntüsü.
- Arkadaşlarına gönderdiği Jim Carrey GIF’leri.
- Bir dönem bilgisayarının masaüstünde kullandığı film görseli.
- Ve neden sakladığını kendisinin de açıklayamadığı eski bir sinema bileti.
Şişli Trans Peri İçin Jim Carrey Sadece Komik Bir Oyuncu Değil
Burada Peri biraz ciddileşiyor.
Çünkü Jim Carrey’i sadece komedi filmleri yüzünden sevmediğini söylüyor.
“İnsanlar komik adam deyip geçiyor.”
“Komik değil mi?”
“Çok komik. Ama sadece o değil.”
Sonra anlatmaya başladı.
Peri’nin sevdiği şey biraz şuymuş: Bir insanın yüzünü, bedenini, sesini kullanarak bir anda bambaşka hale gelebilmesi. Abartılı bir karakterden daha sakin bir karaktere geçmesi. Bazı filmlerde kahkaha atarken başka bir filmde insanın suratını düşürebilmesi.
“Ben buna takılıyorum.” dedi.
“Oyunculuğuna mı?”
“Evet ama başka bir şey daha var.”
“Ne?”
“Adamın yüzünde fren yok.”
Bu sanırım Peri’nin oyunculuk terminolojisine katkısı.
“Komik olmak bazen çok ciddi bir iştir bence. İnsan seni güldürüyor diye yaptığı şey kolay sanılıyor. Ben aynanın karşısında bir kaşımı kaldırmaya çalışıyorum, öbür gözüm kapanıyor.”
Peri’nin Jim Carrey Taklitleri Evde Yasaklanma Noktasına Gelmiş
Bu bilgiyi Peri’nin arkadaşı Sema verdi.
Peri kabul etmiyor.
Sema’ya göre bir dönem Peri her buluşmada mutlaka bir Jim Carrey yüz hareketi yapıyormuş.
Özellikle fotoğraf çekilirken.
Normal fotoğraf çekmek neredeyse mümkün değilmiş.
“Peri düzgün dur.”
Peri düzgün duruyor.
Tam fotoğraf çekilecek.
Son saniyede yüz değişiyor.
Fotoğraf bozuluyor.
“Niye yaptın?”
“İçimden geldi.”
Tekrar çekiliyor.
Yine.
Bir noktada Sema artık:
“Jim Carrey yapmayacaksan fotoğraf çekelim.”
demeye başlamış.
Peri buna çok alınmış.
“Sanatımı engelliyorlar.” diyor.
Sema’nın cevabı daha kısa:
“Sanat değil o.”
Aynanın Karşısında Yüz Egzersizi Meselesi
Peri’nin kabul etmek istemediği başka bir şey daha var.
Aynanın karşısında yüz hareketleri çalışıyor.
“Çalışmıyorum.” dedi.
“Ne yapıyorsun?”
“Deniyorum.”
“Aradaki fark?”
“Çalışmak disiplinli olur. Benimki saçmalamak.”
Bunu kabul ettik.
Kaşını tek başına kaldırmaya çalışıyor.
Dudağını bir tarafa çekiyor.
Gözlerini büyütüyor.
Sonra hepsini aynı anda yapmaya çalışıyor.
“Sonuç?”
“Korkunç.”
“Jim Carrey’e benziyor mu?”
“Hayır.”
“Neye benziyor?”
“Elektrik çarpmış bana.”
- Aynanın karşısına geç.
- Bir kaşı kaldırmayı dene.
- İki kaş birden kalkınca sinirlen.
- Yüzünü gereğinden fazla ger.
- Kendi haline gül.
- Telefon kamerasını aç.
- Videoyu çek.
- Videoyu izle.
- Kimseye göndermeden sil.
Jim Carrey Film Gecesi Diye İnsanları Eve Çağırdığı Gün
Peri bir ara arkadaşlarına mesaj atmış.
“Bu cuma film gecesi.”
Sema sormuş:
“Ne izleyeceğiz?”
“Sürpriz.”
İnsanlar gelmiş.
Mısır hazırlanmış.
İçecekler konmuş.
Film başlamış.
Jim Carrey.
Kimse şaşırmamış.
Sorun film değilmiş zaten.
Sorun Peri.
Çünkü filmi izletmiyor.
Sahne başlamadan:
“Bak şimdi buraya dikkat edin.”
diyor.
Sahne geliyor.
Herkes gülüyor.
Peri filmi durduruyor.
“Gördünüz mü yüzünü?”
“Gördük.”
“Bir geri alayım.”
“Alma.”
Geri alıyor.
Tekrar izleniyor.
Beş dakika sonra yine.
Bir buçuk saatlik film Peri’nin yorumlarıyla neredeyse iki buçuk saate uzuyor.
Sema en sonunda kumandayı saklamış.
Peri bunu hâlâ affetmemiş.
“Film izlemek başka, filmi anlamak başka. Ben açıklıyordum. Onlar beni susturdular. Sonra da film uzun sürdü dediler, tabii uzun sürer sürekli tartıştık.”
Peri’nin Favori Jim Carrey Filmleri Konusu Biraz Karışık
“En sevdiğin hangisi?”
Bu soruyu sorduk.
Sormaz olaydık.
“Türüne göre değişir.” dedi.
“Bir tane söyle.”
“Söyleyemem.”
“İlk üç?”
“O da zor.”
“Beş?”
“Belki.”
Sonra liste yapmaya başladı.
The Mask geldi.
Ace Ventura geldi.
The Truman Show geldi.
Liar Liar geldi.
Bruce Almighty geldi.
Eternal Sunshine of the Spotless Mind geldi.
“Peri bu altı oldu.”
“Birini çıkarırız.”
“Hangisini?”
Uzun sessizlik.
“Listeyi altı yapalım.”
Sonra başka filmler de geldi.
Liste artık liste olmaktan çıktı.
The Mask Peri İçin Ayrı Bir Yerde
Burada özellikle duruyor.
Çünkü The Mask filmini ilk izlediği dönemi hatırlıyor.
Jim Carrey’nin abartılı hareketlerini, kostümü, karakterin bir anda değişmesini ve filmin neredeyse çizgi film gibi akan tarafını sevmiş.
“Çocukken mi izledin?”
“Yaş vermeyelim.”
“Yıl sormadım.”
“Oraya gidiyor konu.”
Bir daha sormadık.
Peri filmde en çok dönüşüm fikrini sevdiğini söylüyor.
Bir insanın bir anda başka bir tavra geçmesi.
Daha özgüvenli.
Daha kontrolsüz.
Daha görünür.
“Biraz bana benziyor.” dedi.
“Maskeyi takınca mı?”
“Hayır, görünürlük meselesi.”
Sonra sustu.
Bu defa şaka yapmadı.
Trans Peri İçin Görünür Olmakla Jim Carrey Arasında Garip Bir Bağ Var
Peri yıllar içinde kendisini ifade etmenin farklı yollarını aradığını söylüyor. Kıyafet, saç, makyaj, konuşma biçimi. Bazen sessiz kalmış, bazen tam tersi gereğinden fazla konuşmuş.
“Jim Carrey bunun neresinde?”
“Kendini saklamıyor gibi geliyor bana.”
Peri bunun oyuncunun gerçek kişiliği hakkında bir iddia olmadığını özellikle söylüyor. Perdede gördüğü performanstan bahsediyor.
“Yüzünü bile saklamıyor.” dedi.
“Yüzünü nasıl saklasın?”
“Öyle demiyorum.”
“Nasıl diyorsun?”
“Anlatınca bozuldu şimdi.”
Biraz düşündü.
Sonra daha düzgün anlattı.
İnsanların çoğu günlük hayatta kendisini kontrol ediyor. Çok gülme. Fazla hareket etme. Sesini yükseltme. Böyle bakma. Şöyle oturma.
Peri trans bir kadın olarak bunun bazen daha yoğun hissedilebildiğini kendi deneyimi üzerinden anlatıyor.
“Bazen yürüyüşünü bile düşünüyorsun.” dedi.
“İnsan bana bakıyor mu, fazla mı dikkat çekiyorum, sesim nasıl çıktı… Kafada gereksiz bir toplantı sürekli.”
Jim Carrey’nin perdedeki aşırı fiziksel performansında ise Peri tam tersini görüyor.
Kocaman hareketler.
Kocaman mimikler.
Gizlenmeyen bir komedi.
Belki Peri’nin hoşuna giden biraz da bu.
“Bazen insan bütün gün kendisini küçültüyor fark etmeden. Fazla görünmeyeyim, fazla konuşmayayım diye. Sonra Jim Carrey açıyorum, adamın yüzünün bile ses seviyesi yüksek. Hoşuma gidiyor.”
Peri Üzgünken de Jim Carrey İzliyor Ama Her Zaman Komedi Değil
İlginç olan tarafı bu.
Peri’nin Jim Carrey tutkusu sadece gülmek istediği zaman ortaya çıkmıyor.
Bazen tam tersi.
Canı sıkkınsa daha sakin filmlerinden birisini açıyor.
“İnsanlar komedyenin üzgün filmde oynamasını garipsiyor.” diyor.
“Sen garipsemiyor musun?”
“Ben insanın sürekli aynı şey olmasına daha çok şaşırıyorum.”
Bu cümleyi sevdik.
Peri de sevdi.
“Onu ayrıca kutuya koy.” dedi.
“Ben insanın sürekli aynı şey olmasına daha çok şaşırıyorum. Komik insan üzülür, sessiz insan bağırır, güçlü insan yorulur. Niye herkesi bir kelimeye sıkıştırıyoruz?”
Peri’nin Kötü Gün Reçetesi
Reçete kelimesini tıbbi anlamda kullanmıyor tabii.
Kendi küçük rutini.
- Telefonu biraz kenara bırak.
- Rahat kıyafet giy.
- Bir şeyler hazırla.
- Daha önce sevdiğin bir film seç.
- Filmi yarıda bırakmak istersen bırak.
- Gülersen gül.
- Gülmezsen filmi suçlama.
Son maddeyi neden eklediğini sorduk.
“Bir gece moralim bozuktu, film komikti ama ben gülmedim. Filme sinirlendim.”
“Filmin suçu ne?”
“Yokmuş zaten, sabah fark ettim.”
Arkadaşları Artık Peri’ye Film Sormaya Korkuyor
Çünkü basit bir öneri alamıyorlar.
“Bu akşam ne izleyelim?”
Normal soru.
Peri için değil.
Önce ruh halini soruyor.
“Gülmek mi istiyorsunuz?”
“Evet.”
“Nasıl gülmek?”
“Nasıl yani?”
“Saçma komedi mi, biraz hikâyeli mi, nostaljik mi?”
Sema artık doğrudan:
“Jim Carrey olmayan bir şey söyle.”
diyormuş.
Peri bunu kişisel saldırı kabul ediyor.
“Ben başka oyuncu da biliyorum.”
“Kim?”
Peri üç isim saydı.
Sonra dördüncü isim olarak yine Jim Carrey’i söyledi.
“Onu saydık.”
“Bir daha sayın.”
Jim Carrey ile Karşılaşsa Ne Söyleyeceğini Biliyor mu?
Bu soruya hazırlıklıydı.
“Hiçbir şey söyleyemem.” dedi.
Şaşırdık.
Yaklaşık iki saattir susmayan Peri.
Jim Carrey karşısında susacak.
“Gerçekten?”
“Kesin.”
“Fotoğraf ister misin?”
“İsterim.”
“Ne dersin?”
“Hello.”
“Sonra?”
“Sonrası yok.”
“Bunca yıldır adama söylemek istediğin hiçbir şey yok mu?”
“Çok şey var. O yüzden söyleyemem.”
Bir süre düşündü.
Sonra fikrini değiştirdi.
“Belki teşekkür ederim.”
“Ne için?”
“Bilmiyorum. Güldürdüğü için herhalde.”
Sonra tekrar düşündü.
“Ama bunu İngilizce düzgün söylemem lazım.”
Telefonu çıkardı.
Çeviri uygulamasını açacaktı.
Durdurduk.
Jim Carrey yarın kapıya gelmeyecekti sonuçta.
Peri:
“Belli olmaz.” dedi.
Peri’nin Hayali Fotoğrafı
Fotoğraf konusunda ise plan hazır.
Normal poz vermeyecek.
Jim Carrey bir yüz yapacak.
Peri de başka bir yüz yapacak.
“Ya adam normal fotoğraf isterse?”
“Niye istesin?”
“Belki ister.”
“O zaman normal çekeriz.”
“Sema sana yıllardır normal fotoğraf çektiremiyor.”
“Jim Carrey başka.”
Sema bu konuşmayı duysa muhtemelen arkadaşlığını tekrar gözden geçirir.
- Panik yapma.
- Muhtemelen panik yap.
- “Hello” de.
- İngilizce bildiğin her şeyi o anda unut.
- Fotoğraf rica et.
- Garip yüz yapıp yapmama konusunda son saniyede karar ver.
- Fotoğrafı Sema’ya gönder.
- Sema cevap vermese bile tekrar gönder.
Bir Jim Carrey Filmi Peri’nin Hayatını Değiştirdi mi?
“Hayır.” dedi.
Cevap çok hızlı geldi.
“Hiç mi?”
“Hayat değiştirmek çok büyük laf.”
Peri burada haklı.
İnternette sevdiğimiz her film için “hayatımı değiştirdi” demeye biraz alıştık.
Peri daha basit anlatıyor.
Bazı filmler kötü bir akşamını daha katlanılır yapmış.
Bazıları arkadaşlarıyla hatıra olmuş.
Bazı sahneleri yıllar sonra bile hatırlıyor.
Bir tanesini açınca eski evini hatırlıyor.
Başka bir filmi izlediğinde yıllardır görüşmediği arkadaşını.
Yani film hayatını değiştirmemiş belki.
Ama hayatının bazı yerlerinde durmuş.
“Bak bu güzel oldu.” dedi Peri.
“Nesi?”
“Hayatımın bazı yerlerinde durmuş kısmı.”
“Sen söyledin zaten.”
“Ben o kadar düzgün söylemedim.”
Doğru.
Şişli Trans Peri’nin Jim Carrey Tutkusu Bitecek Gibi Değil
Peri dönem dönem başka oyunculara, dizilere ve filmlere takılmış.
Bazısı üç ay sürmüş.
Bazısı iki hafta.
Bir diziyi dört sezon izleyip beşinci sezonda bırakmış.
“Niye?”
“Sıkıldım.”
Jim Carrey’den sıkılmamış.
“Niye?”
“Bilmiyorum.”
İlk defa cevabı yok.
Belki çocukluk hatırası.
Belki komedisi.
Belki yüz hareketleri.
Belki ciddi rollerde bambaşka bir oyuncuya dönüşmesi.
Belki de bunların hiçbiri tek başına değil.
“Bazı oyuncuyu sevmenin mantığını açıklayamazsın. Film açılır, suratını görünce ‘tamam bunu izlerim’ dersin. Benim Jim Carrey meselesi biraz böyle. Bir de mimiklerini yapabilsem mesele tamamlanacak ama olmuyor.”
Peri’nin Jim Carrey Gecesinin Sonu
Konuşma bittikten sonra Peri televizyonu açtı.
“Bir sahne göstereceğim.” dedi.
Kimse istemedi.
“Çok kısa.”
Sema’nın daha önce yaşadığı şeyleri artık biz yaşıyorduk.
Peri videoyu buldu.
Gösterdi.
Sonra geri aldı.
“Bak burada yüzüne dikkat et.”
Tekrar oynattı.
“Gördünüz mü?”
“Gördük.”
“Bir daha göstereyim.”
“Gerek yok.”
“Ama kaçırdınız.”
“Kaçırmadık.”
Peri yine geri aldı.
Bu sırada kahveler soğudu.
Yaklaşık yirmi dakikanın sonunda hâlâ aynı film hakkında konuşuyorduk.
“Sen böyle film izletiyorsan Sema haklıymış.” dedim.
Peri döndü.
“Sema’yı bu yazıya karıştırmayın.”
Biraz geç kalmıştık.
- Filmlerini tekrar izlemekten sıkılmıyor.
- Komedi kadar daha sakin ve dramatik performanslarını da seviyor.
- Mimiklerini taklit etmeye çalışıyor ama sonuçtan kendisi de memnun değil.
- Eski DVD’lerini çalıştıracak cihazı olmadığı halde atmıyor.
- Arkadaşlarına sürekli film öneriyor.
- Film izlerken sahneyi durdurup açıklaması çevresindekileri biraz bezdiriyor.
- Jim Carrey ile karşılaşırsa çok konuşacağını düşünüyor ama muhtemelen sadece “Hello” diyebilecek.
Peri İçin Mesele Bir Oyuncuyu Sevmekten Biraz Fazlası
Gecenin sonunda Peri’ye son kez sorduk.
“Jim Carrey neden?”
Bu defa hemen cevap vermedi.
Televizyona baktı.
Kahvesinden içti.
Soğumuştu.
Yüzünü buruşturdu.
İstemeden Jim Carrey’e benzeyen bir ifade çıktı ortaya.
Hepimiz güldük.
“Bak işte.” dedi.
“Ne?”
“Hayat bazen zaten yeterince ciddi. Birisinin çıkıp saçmalaması gerekiyor.”
“Sen yapıyorsun zaten.”
“Ben amatörüm.”
“Jim Carrey?”
Peri hiç beklemeden cevap verdi:
“O profesyonel.”
Sonra telefonunu aldı.
Bize başka bir sahne göstermek istedi.
Bu defa izin vermedik.
Peri biraz bozuldu.
Kapıdan çıkarken arkamızdan seslendi:
“Haftaya Jim Carrey film gecesi yapıyorum!”
Kimse cevap vermedi.
Yaklaşık iki dakika sonra telefonumuza mesaj geldi.
“Cuma uygun musunuz?”
Arkasından ikinci mesaj:
“Bu sefer filmi durdurmayacağım.”
Üçüncü mesaj:
“Çok gerekirse bir iki yerde durdururum.”
“Jim Carrey’i niye bu kadar seviyorum bilmiyorum. Belki de bilmem gerekmiyor. İnsan bazı şeyleri açıklamadan da sevebilir. Ama The Mask’i izlemediyseniz önce onu halledelim, sonra konuşuruz.”
