Şişli’de Bir Transın Çantasında Taşıdığı 20 Yıllık Sır
Bir çantanın içinde neler olabilir? Anahtar, telefon, cüzdan, belki yarım kalmış bir alışveriş listesi… Peki ya yirmi yıldır kimseye gösterilmeyen, kenarları sararmış küçücük bir kâğıt? Şişli’de yaşayan Lara için o kâğıt, geçmişiyle bugününü birbirine bağlayan son hatıraydı.
Osmanbey’de küçük bir kafede buluştuğumuzda ilk dikkatimizi çeken çantası olmadı. Lara’nın sürekli telefonuna bakmasıydı. Birini bekliyor gibiydi. Sonra gülümsedi ve masaya oturdu.
“Aslında bugün buraya gelmeyecektim,” dedi. “Ama yirmi yıl boyunca sakladığım bir şeyi artık anlatmam gerektiğini düşündüm.”
“İnsan bazen bir sırrı başkalarından değil, kendisinden saklıyor. Benimki tam yirmi yıl sürdü.”
Osmanbey’de Bir Masada Başlayan Beklenmedik İtiraf
— Lara, neden özellikle bugün konuşmaya karar verdin?
Çünkü bugün o kâğıdı çantama koyuşumun yirminci yılı. Bunu kimse bilmiyor. Arkadaşlarım bile. Her yıl aynı gün geldiğinde biraz garipleşiyorum. Telefonumu kapatıyorum, uzun yürüyüşlere çıkıyorum. Eskiden nedenini kendime bile açıklayamıyordum.
— Kâğıtta ne yazıyor?
Bir isim. Bir tarih. Bir de adres. Hepsi bu. Ama benim için bir dönem bütün hayatım o üç satırdan ibaretti.
— Kimin ismi?
Henüz söylemeyeyim. Çünkü o ismi duyunca hikâyenin başını bilmeden sonunu öğrenmiş olacaksınız.
Şişli’ye Gelmeden Önce: Kimsenin Bilmediği Bir Yaz
Lara, İstanbul’a genç yaşta gelmiş. O zamanlar kendisini tanımaya, nasıl bir hayat istediğini anlamaya çalışıyormuş. Bugün rahatlıkla anlattığı pek çok şeyi o yıllarda dile getirmekte zorlandığını söylüyor.
— Yirmi yıl önceki Lara ile bugünkü Lara arasında ne fark var?
O zamanki ben sürekli özür diliyordum. Var olduğum için bile. Bir yere girerken insanların yüzüne bakamazdım. Bugünse kendimle daha barışığım. Hâlâ zor günlerim oluyor ama artık kim olduğumu saklamak istemiyorum.
— İstanbul’a ilk geldiğinde yanında ne vardı?
Bir valiz, azıcık para ve annemin verdiği küçük bir mendil. Çok büyük hayallerim yoktu. Sadece kimsenin bana nasıl yaşamam gerektiğini söylemediği bir yerde olmak istiyordum.
Lara’nın O Yıllardan Hatırladığı Üç Şey
- İlk gece: Yabancı bir şehirde, sabaha kadar uyuyamadığı küçük bir oda.
- İlk dostluk: Hiç soru sormadan kendisine yardım eden bir kadın.
- İlk cesaret: Bir sabah aynaya bakıp kendi adını yüksek sesle söylemesi.
“Bazen bir insanın hayatındaki en büyük olay, dışarıdan bakınca hiç önemli görünmeyen küçücük bir andır,” diyor Lara.
Kurtuluş’ta Kaybolan Bir Kadın ve Geriye Kalan Adres
Hikâyenin bu noktasında Lara çantasını açıyor. İçinden küçük, koyu yeşil bir zarf çıkarıyor. Zarfın kenarları aşınmış. Üzerinde herhangi bir isim yok.
— Bu zarfı kim verdi?
Sevgi adında bir kadın. İstanbul’da tanıdığım ilk gerçek dostumdu. Kurtuluş’ta eski bir apartmanda yaşıyordu. Bir dönem aynı evde kaldık. Benimle konuşurken hiçbir zaman beni değiştirmeye çalışmadı.
— Sonra ne oldu?
Bir gün ailesiyle ilgili bir mesele yüzünden şehirden ayrılması gerektiğini söyledi. Gideceği yeri açıklamadı. Bana yalnızca bu zarfı verdi. “Bir gün kendini tamamen yalnız hissedersen aç,” dedi.
— Sen ne yaptın?
O gün açmadım. Sonra bir hafta geçti. Bir ay geçti. Derken yıllar geçti. Açmaya cesaret edemedim. Çünkü içinde kötü bir haber olmasından korkuyordum.
“Bazı zarfları açmak için cesaret gerekir. Bazılarını açmamak içinse insan kendisini yıllarca kandırır.”
Bir Çantanın Gizli Bölmesinde Geçen Yirmi Yıl
— Gerçekten yirmi yıl boyunca yanında mı taşıdın?
Evet. Çantalarım değişti. Evlerim değişti. Telefonlarım, işlerim, arkadaş çevrem değişti. Ama o zarf hep benimleydi. Bir çantadan diğerine taşırken bazen elime alıp uzun uzun bakardım.
— Hiç kaybetmekten korkmadın mı?
Çok korktum. Bir defasında Mecidiyeköy’de takside çantamı unutmuştum. Telefonumdan çok zarf için telaşlandım. Neyse ki şoför geri getirdi. O gün anladım ki ben geçmişimi bir eşya gibi taşıyorum.
— Peki zarfı ne zaman açtın?
Geçen hafta. Evde eski eşyaları ayıklıyordum. Birden “Daha ne kadar bekleyeceğim?” dedim. Mutfağa geçtim, çay koydum ve zarfı açtım.
Zarfın İçinden Çıkan Üç Satır
Lara bir süre susuyor. Sonra çantasından katlanmış kâğıdı çıkarıyor. Açarken ellerinin hafifçe titrediğini fark ediyoruz.
— Ne yazıyordu?
Sevgi’nin adı, eski bir tarih ve Kurtuluş’taki bir adres. Arkasında da tek bir cümle vardı.
“Bir gün kendini kaybolmuş hissedersen, seni ilk tanıdığım yerde yeniden bulabilirsin.”
— Bu cümleyi okuyunca ne yaptın?
Ağladım. Çünkü yıllarca zarfın içinde bir veda olduğunu düşünmüştüm. Oysa Sevgi bana bir adres bırakmıştı. Korktuğum şeyin içinde aslında bir davet varmış.
— Adrese gittin mi?
Evet. Ertesi sabah gittim. Apartman hâlâ yerindeydi ama kapısı değişmişti. Alt kattaki eski dükkânın yerinde bir kahveci vardı. Sevgi orada değildi. Onu tanıyan birini de bulamadım.
— Hayal kırıklığı yaşadın mı?
İlk anda evet. Sonra fark ettim ki o sokağa gitmek bile bana iyi gelmişti. Çünkü yıllardır kaçtığım bir anıyla yüzleşmiştim.
Nişantaşı’ndan Bomonti’ye: Lara’nın Bugünkü Hayatı
Söyleşinin bu bölümünde geçmişi bir kenara bırakıp Lara’nın bugünkü hayatını konuşuyoruz. Şişli’nin farklı mahallelerinde geçen yılların ona neler kattığını soruyoruz.
— Şişli’de yaşamayı seviyor musun?
Seviyorum. Çünkü her mahallenin farklı bir karakteri var. Osmanbey başka, Kurtuluş başka, Bomonti bambaşka. Bazen aynı gün içinde üç farklı İstanbul görmüş gibi hissediyorum.
— Trans bir kadın olarak en çok neyin değişmesini isterdin?
İnsanların bizi yalnızca kimliğimiz üzerinden değerlendirmemesini. Benim de bir geçmişim, dostluklarım, kayıplarım ve hayallerim var. Her insan gibi. Birinin hikâyesini dinlemeden onun hakkında karar vermek çok kolay.
— Peki seni bugün mutlu eden şeyler neler?
Çok basit şeyler. Güzel bir kahve, sevdiğim bir arkadaşla yürüyüş, evde sevdiğim müziği dinlemek. Bir de artık kendimi sürekli açıklamak zorunda hissetmemek.
Lara’nın Şişli’de Kendine Ayırdığı Küçük Molalar
- Osmanbey: Eski sokaklarda yürümek ve küçük kafelerde oturmak.
- Kurtuluş: Gençlik yıllarından kalan anıları hatırlamak.
- Bomonti: Arkadaşlarla buluşup gündelik hayatın telaşından uzaklaşmak.
- Nişantaşı: Vitrinlere bakmak, kitapçıları gezmek ve uzun yürüyüşler yapmak.
“Benim Sırrım Bir İnsan Değil, Söyleyemediğim Teşekkürmüş”
— Şimdi dönüp baktığında yirmi yıllık sırrın neydi?
Başta Sevgi’nin nerede olduğunu bilmemek sanıyordum. Sonra anladım ki asıl mesele ona teşekkür edememiş olmam. Hayatımın en zor dönemlerinden birinde yanımda durdu. Ben ise bir gün gideceğini hiç düşünmemiştim.
— Onu yeniden görmek ister misin?
Elbette. Ama görmesem de artık içim biraz daha rahat. Çünkü bana verdiği şeyin bir adres değil, kendime yeniden dönebilme cesareti olduğunu anladım.
— Zarfı hâlâ çantanda taşıyor musun?
Bugün son kez getirdim. Eve gidince bir kutuya koyacağım. Belki yıllar sonra yeniden açarım. Ama artık her gün yanımda taşımama gerek yok.
Yirmi Yılın Ardından Kalanlar
Lara’nın hikâyesi, geçmişte yarım kalan her meselenin mutlaka büyük bir yüzleşmeyle sonuçlanmadığını hatırlatıyor. Bazen eski bir sokağa yeniden gitmek, yıllarca saklanan bir kâğıdı okumak veya söylenememiş bir teşekkürün farkına varmak da yeni bir başlangıç olabiliyor.
Şişli Sokaklarında Son Bir Soru
Kafeden ayrılmadan önce Lara’ya son bir soru soruyoruz.
— Yirmi yıl önceki kendine tek bir cümle söyleyebilseydin ne derdin?
Bir süre düşünüyor. Sonra çantasının fermuarını kapatıp gülümsüyor.
“Korktuğun her kapının arkasında kötü bir şey yok. Bazılarının ardında seni bekleyen güzel insanlar da var.”
Osmanbey’in kalabalığına karışırken Lara’nın çantası artık eskisinden biraz daha hafif. İçinde hâlâ telefon, anahtar ve cüzdan var. Ama yirmi yıldır taşıdığı ağırlığın bir kısmını geride bırakmış gibi görünüyor.
Belki de bazı sırlar ortaya çıktığında insanın hayatını değiştirmez. Yalnızca geçmişine başka bir gözle bakmasını sağlar.
Şişli’de bir kadının çantasında taşıdığı yirmi yıllık sır da böyle sona eriyor. Büyük bir skandalla değil, yıllar sonra anlamını bulan küçücük bir teşekkürle.
Bu söyleşi edebî kurgu olarak hazırlanmıştır. Lara, Sevgi ve anlatılan olaylar hayal ürünüdür; gerçek bir röportaj değildir.
Şişli’de Bir Transın Çantasında Taşıdığı 20 Yıllık Sır
Şişli’nin kalabalığında herkesin bir yere yetişmeye çalıştığı sıradan bir öğleden sonra. Osmanbey’de küçük bir kafede, masanın üzerine bırakılmış siyah deri bir çanta var. Sahibi Lara, çantanın fermuarını açmadan önce bir süre düşünüyor. Sonra gülümseyerek, “İnsan yirmi yıl boyunca bir şeyi yanında taşıyınca onun ağırlığını unutuyor,” diyor.
Trans bir kadın olarak İstanbul’da kendine yeni bir hayat kuran Lara’nın bu çantayla ilişkisi, yalnızca eski bir hatıradan ibaret değil. İçinde yıllardır açılmamış bir zarf, yarım kalmış bir dostluk ve hiç söylenememiş bir teşekkür saklı.
“Çantamı kaç kere değiştirdim bilmiyorum. Ama o zarfı hiçbir zaman geride bırakamadım.”
“Bazen İnsan En Büyük Sırrını Kendinden Saklıyor”
— Lara, şu an karşımızda duran çantanın içinde ne var?
Normalde ne varsa o var. Telefonum, anahtarlarım, makyaj çantam… Bir de küçük yeşil bir zarf. Aslında bugün buraya o zarf yüzünden geldim.
— Neden bu kadar önemli?
Çünkü yirmi yıldır benimle. Ev değiştirdim, şehir değiştirdim, hayatımda insanlar değişti. Ama onu hiç atmadım. Atmayı düşündüğüm zamanlar oldu. Sonra kendime kızdım. Sanki zarfı atarsam geçmişimdeki bir insanı da silmiş olacaktım.
— O insan kim?
Sevgi. İstanbul’a ilk geldiğim zamanlarda tanıştığım bir kadın. Benim kendime bile güvenemediğim bir dönemde yanımda durmuştu.
Kurtuluş’ta Başlayan Dostluk: “Bana İlk Kez Adımla Seslendi”
— Sevgi’yle nasıl tanıştınız?
Kurtuluş’ta küçük bir dükkânda çalışıyordu. Ben de o günlerde iş arıyordum. Birkaç kez karşılaştık. Bir gün yağmur bastırdı, dükkânın önüne sığındım. İçeri çağırdı. Çay verdi. Sonra sohbet etmeye başladık.
— Seni etkileyen ne oldu?
Çok basit bir şey. Adımı sordu. “Lara,” dedim. Hiç şaşırmadan “Memnun oldum Lara,” diye cevap verdi. O yıllarda insanların beni olduğum gibi kabul etmesine alışık değildim. O yüzden hâlâ hatırlıyorum.
— Yakın arkadaş olmanız uzun sürdü mü?
Hayır. Bazı insanlarla yıllarca görüşürsün ama aranızda mesafe kalır. Bazılarıyla iki kere çay içersin, yıllardır tanışıyormuş gibi olursun. Sevgi öyleydi.
Lara’nın Hafızasında Kalan Küçük Ayrıntılar
- Yağmurlu Kurtuluş sokakları: Sevgi’yle ilk sohbet ettikleri gün.
- İki bardak çay: Lara’nın kendisini ilk kez rahat hissettiği an.
- Yeşil zarf: Dostluğun ardından kalan ve yirmi yıl saklanan hatıra.
- Eski bir adres: Geçmişle yeniden yüzleşmesini sağlayan küçük ipucu.
“O Gün Bana Bir Zarf Verdi, Sonra Gitti”
— Sevgi neden hayatından çıktı?
Ailesiyle ilgili bir sorun yaşamıştı. İstanbul’dan ayrılması gerektiğini söyledi. Çok ayrıntı vermedi. Ben de üstelemedim. Bazen bir insanın anlatmak istemediği şeylere saygı duyman gerekiyor.
— Zarfı ne zaman verdi?
Gitmeden bir gün önce. Kurtuluş’ta buluştuk. Bana sarıldı. Sonra çantasından yeşil bir zarf çıkarıp elime bıraktı. “Kendini çok yalnız hissettiğinde aç,” dedi.
— Neden hemen açmadın?
Korktum. İçinden bir veda mektubu çıkacağını düşündüm. O zamanlar vedalarla baş etmekte iyi değildim. Zarfı çantama koydum. Bir süre sonra açarım dedim. Ama o süre yirmi yıl sürdü.
“Ben o zarfı açarsam Sevgi’nin gerçekten gittiğini kabul etmek zorunda kalacağımı sanıyordum.”
Mecidiyeköy’de Kaybolan Çanta: “Telefonumu Bile Düşünmedim”
— Zarfı hiç kaybetme tehlikesi yaşadın mı?
Bir kere. Mecidiyeköy’de taksiden inerken çantamı unutmuşum. Eve geldiğimde fark ettim. Telefonum da içindeydi. Ama inanır mısın, ilk aklıma gelen telefon olmadı. Zarfı düşündüm.
— Nasıl buldun?
Taksiye bindiğim yeri hatırladım. Yakındaki bir işletmeden yardım istedim. Bir süre sonra şoföre ulaşabildik. Çantayı geri getirdi. Adamcağız neden bu kadar sevindiğimi anlayamadı.
— O olay sana ne hissettirdi?
Geçmişe ne kadar tutunduğumu fark ettim. Bazen insan bir eşyayı kaybetmekten değil, onun temsil ettiği duyguyu kaybetmekten korkuyor.
Yirmi Yıl Sonra Açılan Zarfın İçinden Ne Çıktı?
— Peki sonunda zarfı açmaya nasıl karar verdin?
Geçen hafta evde dolap düzenliyordum. Eski fotoğraflar çıktı. Bir fotoğrafta Sevgi’yle yan yanaydık. O kadar genç görünüyorduk ki… Birden “Ben neden hâlâ korkuyorum?” diye düşündüm. Zarfı aldım ve mutfak masasına oturdum.
— Açtığında ne gördün?
Küçük bir kâğıt. Üzerinde Sevgi’nin adı, bir tarih ve Kurtuluş’ta bir adres vardı. Arkasına da bir cümle yazmıştı.
“Kendini kaybolmuş hissedersen, seni ilk tanıdığım yerde yeniden bulabilirsin.”
— O an ne yaptın?
Uzun süre ağladım. Çünkü ben yıllarca kötü bir haber beklemişim. Oysa bana bırakılan şey bir hatırlatmaymış. Sevgi beni terk etmediğini, güzel günlerimizi unutmamam gerektiğini anlatmak istemiş.
— Adrese gittin mi?
Ertesi sabah gittim. Bina duruyordu ama dükkân kapanmıştı. Sevgi’yi bulamadım. Yine de iyi ki gitmişim. Çünkü o sokakta yürürken yirmi yıl önceki kendimi hatırladım.
Şişli’de Trans Bir Kadın Olmak: “Sıradan Bir Hayat İstiyorum”
— Şişli’de trans bir kadın olarak yaşamak nasıl?
Benim için Şişli, birçok farklı insanın bir arada yaşadığı bir yer. Elbette zorlandığım zamanlar oldu. Ama güzel dostluklar da kurdum. Her gün farklı bir hikâye. İnsanların beni yalnızca trans kimliğimle değil, bütün yönlerimle görmesini istiyorum.
— En çok hangi önyargı seni yoruyor?
Hayatımızın sürekli olağanüstü şeylerle dolu olduğunun düşünülmesi. Ben de sabah kalkıyorum, işe gidiyorum, alışveriş yapıyorum. Bazen faturaları unutuyorum. Bazen arkadaşlarımla kahve içiyorum. Yani herkes gibi bir hayatım var.
— Şişli’nin hangi mahallelerini seviyorsun?
Kurtuluş’un eski sokaklarını seviyorum. Osmanbey’de dolaşmayı, Bomonti’de arkadaşlarımla oturmayı seviyorum. Nişantaşı’nda yürümek de bana iyi geliyor. Her mahallenin ayrı bir havası var.
Lara’nın Şişli’de Sevdiği Yerler
- Kurtuluş: Geçmişten kalan anılar ve eski mahalle sokakları.
- Osmanbey: Günlük hayatın hareketliliği ve küçük kafeler.
- Bomonti: Arkadaşlarla geçirilen uzun sohbetler.
- Nişantaşı: Yürüyüşler, kitapçılar ve vitrinler.
“Artık O Zarfı Her Gün Taşımama Gerek Yok”
— Şimdi o zarfı ne yapacaksın?
Evde bir kutuya koyacağım. Artık çantamda taşımanın anlamı kalmadı. Hatıraları saklamak güzel ama bazen geçmişi sürekli yanında taşımak yorucu oluyor.
— Sevgi’yi yeniden bulmak ister misin?
Tabii ki isterim. Ama artık hayatımı onu arayarak geçirmeyeceğim. Bir gün karşılaşırsak ona teşekkür edeceğim. Karşılaşmazsak da onun sayesinde bugün olduğum insanın bir parçasını taşıdığımı bileceğim.
— Bu hikâyenin sana öğrettiği en önemli şey ne?
İnsan bazen geçmişi unutmak zorunda değil. Sadece onunla yaşamayı öğrenmeli. Ben yıllarca o zarfın içinde kötü bir haber olduğunu düşündüm. Meğer beni bekleyen güzel bir cümleymiş.
Lara’nın Yirmi Yıldan Sonra Anladıkları
- Bazı dostluklar uzun süre görüşülmese bile önemini kaybetmez.
- Geçmişle yüzleşmek her zaman kötü bir deneyim değildir.
- Bir insanın hayatını değiştiren şey bazen küçücük bir iyiliktir.
- İnsan kendini kabul etmeyi öğrendikçe başkalarının yargılarından daha az etkilenebilir.
Osmanbey’de Söyleşinin Sonu: Lara’nın Tek Cümlesi
— Son olarak yirmi yıl önceki Lara’ya ne söylemek isterdin?
Ona korkmamasını söylerdim. Herkes seni anlamayacak ama seni gerçekten seven insanlar da olacak. Ve bir gün kendine ait bir hayat kuracaksın.
— Bugün çantanda ne taşımak istiyorsun?
Güzel anılar. Bir de anahtarlarımı kaybetmesem yeter!
Lara bu son cevabına kendi de gülüyor. Kahvesinden son yudumu alıp çantasını kapatıyor. Osmanbey’in kalabalık sokaklarına karışmadan önce dönüp bir kez daha bakıyor.
Yirmi yıl boyunca sakladığı sırrı artık paylaşmış durumda. Ama bu söyleşinin en ilginç yanı zarfın içinde ne yazdığı değil. Bir insanın, yıllardır korktuğu geçmişine yeniden bakacak cesareti bulması.
Editör notu: Bu içerik kurgusal bir söyleşidir. Lara ve Sevgi karakterleri ile anlatılan olaylar hayal ürünüdür; gerçek bir röportajı temsil etmez.
