Suadiye Sokaklarında Her Gece Tekrarlanan Bir Ayrıntı
Alara, Suadiye’ye taşınalı yaklaşık altı ay olmuştu. Otuzlu yaşlarının ortalarında, kendi hayatını kendi kurmaya çalışan bir trans kadındı. İstanbul’da uzun yıllar yaşamıştı ama hiçbir semte tam anlamıyla ait hissetmemişti kendisini.
Kadıköy’ü seviyordu. İnsanların birbirine fazla karışmadığı, bir sokakta eski bir pastaneyle yeni açılmış bir kahvecinin yan yana durabildiği bu taraf ona iyi geliyordu. Özellikle Suadiye’nin sahile uzanan sakin sokaklarında yürümek, gün içinde biriken düşüncelerini hafifletiyordu.
Bir süredir geceleri uyuyamıyordu. Bazen kitap okuyor, bazen telefonunda eski fotoğraflara bakıyor, bazen de mutfakta kendisine kahve hazırlıyordu. Uykusuzluğunun belirgin bir nedeni yoktu. Belki de gün içinde ertelediği düşünceler gece kendisini hatırlatıyordu.
Bir gece mutfağın ışığını kapatıp pencereye yaklaştığında karşı apartmanda bir ışık gördü. Dördüncü katta, perdeleri yarı açık bir oda aydınlanmıştı.
Telefonuna baktı. Saat 02.17’ydi.
Ertesi gece aynı pencere yine yandı. Sonraki gece de. Alara önce bunun bir tesadüf olduğunu düşündü. Fakat bir hafta boyunca aynı şey yaşanınca ister istemez merak etmeye başladı.
02.17’nin Ardındaki Soru: Kimdi Bu İnsan?
Alara’nın aklına türlü ihtimaller geliyordu. Belki gece vardiyasından dönen biriydi. Belki küçük bebeği olan bir anne. Belki sabaha kadar çalışan bir yazar ya da uyku problemi yaşayan yaşlı bir komşu.
İstanbul’da binlerce insan aynı saatlerde uyanıktı. Yine de bu pencerenin her gece aynı dakikada aydınlanması ona garip geliyordu.
Bir akşam yakın arkadaşı Deniz’le Bağdat Caddesi’nde yürürken konuyu açtı.
“Sana çok saçma bir şey anlatacağım,” dedi Alara.
Deniz gülümsedi. “Sen böyle başlayınca genellikle ilginç bir şey çıkıyor.”
Alara pencereyi anlattı. Her gece aynı saatte yanan ışığı, perdelerin hiç tamamen açılmamasını ve o evde yaşayan kişiyi neden bu kadar merak ettiğini bilmediğini söyledi.
Deniz bir süre düşündü.
“Belki de sen o pencereyi değil, o saatte senin gibi uyanık olan birini merak ediyorsundur.”
Alara cevap vermedi. Çünkü arkadaşı haklı olabilirdi.
Bir Pencerenin Merak Uyandırmasının Üç Nedeni
Alara eve dönerken kendi kendine düşündü. Karşı apartmandaki sıradan bir ışık neden zihninde bu kadar yer etmişti?
- Tekrarlanan saat: Işığın her gece neredeyse aynı dakikada yanması, rastlantıdan çok bir alışkanlığı düşündürüyordu.
- Gecenin sessizliği: Suadiye’nin sakinleşen sokaklarında küçücük bir ışık bile gündüz olduğundan daha fazla dikkat çekiyordu.
- Yalnızlık hissi: Alara, karşıdaki kişinin de kendisi gibi geceleri düşüncelerinden kaçamadığını hayal ediyordu.
Belki de bazı merakların cevabı dışarıda değil, insanın kendi içindeydi.
Kadıköy’de Yağmurlu Bir Gece ve Beklenmedik Karşılaşma
Kasım ayının sonlarına doğru İstanbul’a birkaç gün süren yağmur geldi. Kaldırımlar ıslandı, ağaçların yaprakları mazgalların çevresinde birikti. Bağdat Caddesi’nin akşam kalabalığı bile yağmurun etkisiyle erken dağılmıştı.
Alara o akşam marketten dönerken apartmanın girişinde yaşlı bir kadınla karşılaştı. Kadının elinde iki alışveriş poşeti vardı. Birini yere bırakmış, anahtarlarını arıyordu.
“Yardım edeyim mi?” diye sordu Alara.
Kadın başını kaldırdı.
“Çok iyi olur kızım. Anahtar da tam böyle havalarda kaybolur zaten.”
Alara gülümsedi, poşetlerden birini aldı. Kadının karşı apartmanda oturduğunu öğrendi. Birlikte birkaç adım yürüdüler.
“Ben Nermin,” dedi kadın. “Buralarda eskiden herkes birbirini tanırdı. Şimdi aynı apartmanda oturanlar bile birbirine yabancı.”
Alara kendi adını söyledi. Kadının konuşkanlığı hoşuna gitmişti. Nermin Hanım, Suadiye’de neredeyse kırk yıldır yaşadığını anlattı. Eski komşularından, kapanan dükkânlardan, çocukluğunda sahile giden yollardan söz etti.
Apartmanın önüne geldiklerinde Nermin Hanım teşekkür etti.
“Bir gün kahveye gel. Tek başıma içmekten sıkıldım artık.”
Alara nazikçe kabul etti. O sırada karşı apartmandaki ışığın sahibiyle konuştuğunun farkında değildi.
Gece 02.17’de Yanan Işığın Gerçek Hikâyesi
Aradan birkaç gün geçti. Alara, Nermin Hanım’a verdiği sözü tutmak için bir kutu kurabiyeyle kapısını çaldı.
Ev eski İstanbul dairelerinin sıcaklığını taşıyordu. Duvarlarda aile fotoğrafları, vitrinde küçük porselen fincanlar, pencerenin yanında da ahşap bir koltuk vardı.
Nermin Hanım mutfakta kahve hazırlarken Alara salondaki saate baktı. Eski bir duvar saatiydi. Akrep ve yelkovan 02.17’yi gösteriyordu. Saat durmuştu.
“Saatiniz bozulmuş galiba,” dedi.
Nermin Hanım mutfaktan çıktı. Saate baktı ve yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Hayır kızım. Ben onu özellikle öyle bıraktım.”
Alara bir şey söylemedi.
Nermin Hanım koltuğuna oturdu. Kahvesinden küçük bir yudum aldıktan sonra anlatmaya başladı.
“Eşim yıllarca gece çalıştı. Hastanede teknik personeldi. Eve bazen çok geç gelirdi. Ben de uyuyamazdım. Ne zaman kapıdan girse mutfağın ışığını yakardım. Bir gece saat tam 02.17’ydi. Bana, ‘Sen beni beklerken bu ev hiç karanlık kalmıyor,’ dedi.”
Bir an sustu.
“O cümleyi hiç unutmadım.”
Alara karşı apartmandaki pencereyi hatırladı. Birden her şey yerine oturmuş gibiydi.
“Peki şimdi neden aynı saatte ışığı yakıyorsunuz?” diye sordu yavaşça.
Nermin Hanım gözlerini pencereye çevirdi.
“Eşim üç yıl önce vefat etti. İlk zamanlar bütün gece ışıkları açık bırakıyordum. Sonra bunun bana iyi gelmediğini fark ettim. Şimdi sadece birkaç dakika yakıyorum. Eski bir alışkanlık işte. Bir de o saatte onu biraz daha yakın hissediyorum.”
Alara ne söyleyeceğini bilemedi. Bazen insanın karşısındaki kişiye verebileceği en güzel cevap, onu bölmeden dinlemekti.
İstanbul’da Bazı Işıklar Birini Beklemek İçin Yanar
O gün Alara eve dönerken Suadiye sokakları ona biraz farklı göründü. Her apartmanın içinde başka bir hayat, her pencerenin ardında başka bir hikâye vardı.
Gündüz yürürken fark etmediği ayrıntıları düşünmeye başladı:
- Her sabah aynı bankta oturan yaşlı adamı.
- Yağmur yağdığında sokak kedilerine kapısını açan esnafı.
- Akşamları balkonundaki çiçekleri uzun uzun sulayan kadını.
- Ve gecenin en sessiz saatinde birkaç dakikalığına yanan o pencereyi.
Hepsinin bir nedeni vardı belki. Ama insan o nedenleri öğrenmeden önce yalnızca kendi tahminleriyle yaşıyordu.
Trans Alara’nın Suadiye’de Kendisiyle Yüzleştiği Akşam
Alara yıllardır insanların kendisi hakkında ne kadar çabuk karar verebildiğini görmüştü. Trans bir kadın olarak bazen hiç tanımadığı kişilerin bakışlarından, bazen de gereksiz sorularından yoruluyordu.
Oysa onun da herkes gibi sıradan alışkanlıkları vardı. Sabah kahvesini şekersiz içerdi. Yağmurlu havalarda yürümeyi severdi. Eski Türkçe şarkılar dinler, sevdiği insanlardan gelen mesajları bazen tekrar tekrar okurdu.
Nermin Hanım’la tanışması ona başka bir şey hatırlatmıştı: İnsanlar birbirlerinin hayatında dışarıdan göründüğünden çok daha fazla ortak nokta bulabiliyordu.
Birinin kimliği, yaşı veya yaşam biçimi, yalnızlığını daha az gerçek yapmıyordu. Birinin geçmişini bilmeden bugününü anlamak da kolay değildi.
O gece telefonunu eline aldı. Uzun zamandır konuşmadığı arkadaşı Deniz’e bir mesaj yazdı.
“Bugün sana anlatacak güzel bir hikâyem var. Ama telefonda olmaz. Yarın kahve içelim mi?”
Deniz birkaç dakika sonra cevap verdi.
“Olur. Bu defa pencerenin sırrını da anlatırsın.”
Alara gülümsedi.
Suadiye’de 02.17 Artık Başka Bir Anlama Geliyordu
Gece ilerledi. Sokaktan son otomobiller geçti. Bir köpek uzaktan havladı. Alara mutfağa gidip kendisine bir bardak su aldı.
Telefonunun ekranında 02.16 yazıyordu.
Pencerenin önüne geçti. Bir dakika sonra karşı apartmanın dördüncü katında ışık yandı.
Bu defa merak etmedi. Perdenin ardında kimin olduğunu, neden uyumadığını ya da ne yaptığını düşünmedi. Artık biliyordu.
Nermin Hanım muhtemelen mutfağında oturuyor, belki eski bir fotoğrafa bakıyor, belki de yalnızca birkaç dakikalığına geçmişteki güzel bir anıyı hatırlıyordu.
Alara kendi mutfağının küçük lambasını yaktı.
Karşı pencereden görünüp görünmediğini bilmiyordu. Zaten önemli de değildi.
O gece iki ayrı apartmanda, iki ayrı kadının ışığı aynı anda yanıyordu. Biri geçmişini hatırlıyordu, diğeri ise yeni tanıştığı bir insanın hikâyesini düşünüyordu.
Ve İstanbul, her zamanki gibi, bütün bu küçük hikâyeleri kimseye anlatmadan yaşamaya devam ediyordu.
Kadıköy ve Suadiye’nin Görünmeyen İnsan Hikâyeleri
Kadıköy denildiğinde çoğu kişinin aklına hareketli caddeler, sahil yürüyüşleri, kafeler ve İstanbul’un kendine özgü sosyal yaşamı gelir. Moda, Bostancı, Caddebostan ve Suadiye gibi semtler de bu canlılığın farklı yüzlerini taşır.
Fakat bir semti yalnızca popüler mekânlarıyla tanımak mümkün değildir. O semtin asıl hafızası, yıllardır aynı sokakta yaşayan insanlarda, küçük komşuluk ilişkilerinde ve gündelik hayatın fark edilmeyen ayrıntılarında saklıdır.
Suadiye’de geçen bu kurgusal hikâye de tam olarak bunu anlatıyor. Bazen gece yarısı yanan bir pencere, dışarıdan bakıldığında anlaşılmayan bir sevginin, özlemin veya hatıranın işareti olabilir.
Suadiye Hikâyesinin Hatırlattıkları
- Her insanın anlatılmamış bir hikâyesi vardır: Dışarıdan görülen küçük alışkanlıkların arkasında büyük hatıralar bulunabilir.
- Komşuluk hâlâ değerlidir: Küçük bir yardım, iki yabancı arasında beklenmedik bir dostluğa dönüşebilir.
- Önyargılar tanıştıkça azalabilir: İnsanları etiketleriyle değil, anlattıkları ve yaşadıklarıyla tanımak gerekir.
- İstanbul yalnızca kalabalıktan ibaret değildir: Şehrin sessiz saatleri de insanlara ait anlamlı hikâyeler taşır.
Son Söz: Her Pencerenin Ardında Başka Bir İstanbul Var
Alara artık gece 02.17 olduğunda saate eskisi kadar sık bakmıyordu. Bazen uyuyakalıyor, bazen bir film izliyor, bazen de ertesi gün yapacaklarını düşünüyordu.
Ama ne zaman karşı apartmandaki ışığı görse Nermin Hanım’ın anlattığı o cümleyi hatırlıyordu:
“Sen beni beklerken bu ev hiç karanlık kalmıyor.”
Belki de bazı ışıklar bir odayı aydınlatmak için değil, bir insanın hafızasında hâlâ yaşayan birini hatırlamak için yanıyordu.
Suadiye’de gece 02.17’de yanan tek pencerenin sırrı buydu.
Ve Alara, İstanbul’un en kalabalık şehirlerden biri olmasına rağmen, bazen iki insanın birbirini anlaması için yalnızca bir fincan kahvenin yeterli olduğunu öğrenmişti.
Not: Bu yazı, Kadıköy’ün Suadiye semtinden esinlenilerek kaleme alınmış tamamen kurgusal bir hikâyedir. Karakterler ve olaylar gerçek kişileri temsil etmez.
Suadiye’de Gece 02.17’de Yanan Tek Pencere: Trans Alara Anlatıyor
Kadıköy’ün Suadiye semtinde gecenin bir yarısı yanan bir pencere, bazen insanın kendi hayatına bakışını değiştirebilir mi? Trans Alara’nın anlattıklarına bakılırsa değiştirebilir. Üstelik bunun için büyük olaylara, şaşırtıcı tesadüflere ya da uzun konuşmalara ihtiyaç yok. Bazen bir komşunun kapısını çalmak yeterli.
Bu kurgusal söyleşide Alara ile Suadiye’deki yaşamını, gece 02.17’de dikkatini çeken pencereyi, trans bir kadın olarak İstanbul’daki deneyimlerini ve hiç beklemediği bir anda kurduğu dostluğu konuştuk.
“Suadiye’ye Taşındığımda Kendime Yeni Bir Başlangıç Arıyordum”
Öncelikle seni biraz tanıyalım. Alara kimdir?
Ben Alara. Otuzlu yaşlarımdayım. İstanbul’da uzun zamandır yaşıyorum. Kendimi anlatırken insanların beklediği o büyük cümleleri kurmayı pek sevmiyorum. Sabah kahvesini içmeden kendine gelemeyen, bazen gereğinden fazla düşünen, eski şarkıları seven bir kadınım. Trans olmam hayatımın bir parçası ama bütün hikâyem bundan ibaret değil.
Peki neden Kadıköy, özellikle de Suadiye?
Biraz tesadüf, biraz da bilinçli bir tercihti. Kadıköy’ün insanı rahatlatan bir tarafı var. Suadiye’yi de özellikle akşam saatlerinde seviyorum. Bağdat Caddesi hareketli ama iki sokak içeri girdiğinde bambaşka bir sessizlik başlıyor. Ben o dengeyi seviyorum.
İstanbul’da kendini en çok nerede rahat hissediyorsun?
Aslında bu sorunun cevabı semtten çok insanlarla ilgili. Bir yerde kimse sana gereksiz sorular sormuyorsa, herkes kendi hayatıyla ilgileniyorsa rahat ediyorsun. Moda’da da böyle hissettiğim zamanlar oldu, Bostancı’da da. Suadiye’de ise kendime küçük bir düzen kurabildim.
“Her Gece Aynı Dakikada Yanan Işığı Fark Ettim”
Gelelim o meşhur pencereye. İlk ne zaman dikkatini çekti?
Bir gece uyuyamamıştım. Mutfakta su içiyordum. Karşı apartmanın dördüncü katında bir ışık yandı. Telefonuma baktığımda saat 02.17’ydi. İlk gece üzerinde durmadım. Ama ertesi gece aynı saatte yine yanınca dikkatimi çekti.
Gerçekten her gece aynı saatte mi yanıyordu?
Neredeyse. Birkaç dakika fark ettiği oluyordu. Ben de zamanla o saatte pencereye bakmaya başladım. Düşünsene, koskoca İstanbul’da bir pencerenin ışığını bekliyorsun. Şimdi anlatınca bana da komik geliyor.
Korkmadın mı? Sonuçta biraz gizemli bir durum.
Hayır, korkmadım. Daha çok merak ettim. O evde kim yaşıyor, neden o saatte uyanıyor diye düşündüm. Bir de insan geceleri yalnız olduğunda başka birinin de uyanık olduğunu bilmekten tuhaf bir şekilde rahatlıyor.
Hiç gidip kapısını çalmayı düşündün mü?
Hayır. Sonuçta insanların özel hayatı var. Ben de birinin sürekli penceremi izlediğini bilsem rahatsız olurdum. Merak etmek başka, birinin hayatına izinsiz girmek başka.
“Nermin Hanım’la Tanışmamız Tamamen Tesadüftü”
Sonra o pencerenin sahibini nasıl tanıdın?
Yağmurlu bir akşamdı. Marketten dönüyordum. Yaşlı bir kadın poşetlerini taşımakta zorlanıyordu. Yardım ettim. Adının Nermin olduğunu söyledi. Biraz sohbet ettik. Sonra beni kahve içmeye davet etti.
İlk konuşmanızda sana nasıl davrandı?
Çok doğal. Bu benim için önemli bir şey. Bazen insanlar trans olduğumu öğrendiklerinde konuşma biçimlerini değiştiriyorlar. Nermin Hanım’da öyle bir şey olmadı. Bana yalnızca adımı sordu. Sonra da kahveyi nasıl içtiğimi.
Pencerenin ona ait olduğunu ne zaman öğrendin?
Evine kahve içmeye gittiğimde. Duvarda durmuş eski bir saat vardı. Saat 02.17’yi gösteriyordu. Bozuk olduğunu sandım. Meğer özellikle o saatte bırakmış.
Neden?
Eşi yıllarca gece çalışmış. Eve geç geldiğinde Nermin Hanım mutfağın ışığını yakarmış. Bir gece eşi ona, evin kendisini beklediği için karanlık kalmadığını söylemiş. O gece saat 02.17’ymiş. Eşi vefat ettikten sonra da o saatte kısa süreliğine ışığı yakmaya devam etmiş.
Bunu duyunca ne hissettin?
Bir süre konuşamadım. Ben o ışığın ardında büyük bir gizem arıyordum. Oysa bir kadının yıllardır sürdürdüğü küçücük bir alışkanlıkmış. Çok dokundu bana. Çünkü bazen insan birini kaybettikten sonra hayatına devam ediyor ama bazı alışkanlıklarını bırakamıyor.
Kadıköy’de Trans Bir Kadın Olarak Yaşamak
Alara, biraz da senin hayatından konuşalım. Kadıköy’de trans bir kadın olarak yaşamak nasıl?
Her gün aynı değil. Çok güzel karşılaşmalar da oluyor, insanı yoran anlar da. Benim en çok istediğim şey sıradan bir hayat yaşayabilmek. Markete gitmek, kahve içmek, sahilde yürümek. Bunları yaparken sürekli başkalarının ne düşündüğünü hesaplamak istemiyorum.
İnsanların seni en çok hangi konuda yanlış anladığını düşünüyorsun?
Trans bir kadın olduğum için hayatımın sürekli sıra dışı olaylarla geçtiğini sanıyorlar. Oysa benim günlerim de çoğu insanınki gibi. Faturalar var, işler var, arkadaşlarla buluşmalar var. Bazen mutlu oluyorum, bazen moralim bozuluyor. İnsanlar önce bunu görse birçok şey değişir.
Suadiye’de seni en çok mutlu eden küçük şey nedir?
Sabah erken saatlerde sahile yürümek. Bir de mahalledeki insanların zamanla seni tanımaya başlaması. Mesela kahve aldığım yerde artık ne içtiğimi biliyorlar. Küçük bir şey gibi görünüyor ama insana ait olduğunu hissettiriyor.
Alara’nın Kadıköy’de Sevdiği Küçük Alışkanlıklar
- Suadiye sahili: Kalabalık başlamadan önce yürüyüş yapmak.
- Bağdat Caddesi: Akşamları vitrinlere bakarak uzun uzun yürümek.
- Moda: Arkadaşlarla kahve içip saatlerce sohbet etmek.
- Bostancı: Deniz kenarında oturup düşünceleri toparlamak.
- Mahalle yaşamı: Tanıdık yüzlerle karşılaşmak ve kısa sohbetler etmek.
“Bazen İnsanların Bizi Anlaması İçin Sadece Tanışması Gerekiyor”
Nermin Hanım’la arkadaşlığınız devam ediyor mu?
Evet. Bazen ona uğruyorum. Kahve içiyoruz. Genellikle eski İstanbul’u anlatıyor. Ben de dinliyorum. Çok güzel anıları var. Bazen aynı hikâyeyi ikinci kez anlattığını fark ediyorum ama hiç bölmüyorum. Çünkü anlatırken mutlu oluyor.
Onunla tanışmak sende bir şey değiştirdi mi?
Kesinlikle. İnsanların dışarıdan göründüklerinden çok daha karmaşık hayatları olduğunu bir kez daha anladım. Bir pencere görüyorsun ve kendi kendine hikâyeler uyduruyorsun. Sonra o insanla tanışınca bütün tahminlerin değişiyor.
Peki Nermin Hanım senin trans olduğunu biliyor mu?
Evet, biliyor. Bir gün sohbet sırasında konu açıldı. Ben de anlattım. Çok sıradan bir konuşmaydı. Sonrasında bana çay isteyip istemediğimi sordu. O kadar. Bence güzel olan da buydu.
İstanbul’da insanların birbirine karşı daha anlayışlı olması için ne değişmeli?
Birbirimizi dinlemeyi öğrenmeliyiz. Herkesin bir fikri var ama herkes karşısındakinin hikâyesini dinlemeye hazır değil. Bazen karşındaki insanın hayatını anlamak için ona yalnızca birkaç dakika ayırman yeterli.
“Artık Saat 02.17 Olduğunda Başka Şeyler Düşünüyorum”
O pencere hâlâ her gece yanıyor mu?
Bazen yanıyor, bazen yanmıyor. Eskiden dikkatle takip ederdim. Şimdi öyle yapmıyorum. Çünkü o ışığın ne anlama geldiğini biliyorum. Nermin Hanım’ın özel bir hatırası. Benim içinse güzel bir dostluğun başlangıcı.
Geçmişe dönsen yine o pencereyi merak eder miydin?
Elbette. Ama belki daha az tahminde bulunurdum. İnsan bazen bilmediği şeyleri kendi düşünceleriyle dolduruyor. Oysa gerçek çok daha sade ve etkileyici olabiliyor.
Bu hikâyeden kendine çıkardığın en önemli ders ne?
Bir insanın hayatını uzaktan anlayamazsın. Tanıman gerekir. Ben de başkalarının beni dışarıdan gördükleriyle değerlendirmesini istemiyorum. O yüzden aynı şeyi başkalarına yapmamaya çalışıyorum.
Suadiye’den İstanbul’a: Alara’nın Son Sözleri
Son olarak bu söyleşiyi okuyanlara ne söylemek istersin?
İstanbul çok büyük bir şehir. Herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyor. Bazen aynı apartmanda yaşadığımız insanları bile tanımıyoruz. Birine günaydın demek, bir poşet taşımak ya da birlikte kahve içmek küçük şeyler gibi geliyor. Ama bazen bir insanın gününü, hatta hayatını değiştirebiliyor.
Ben Suadiye’de yalnızca yeni bir ev bulduğumu düşünüyordum. Meğer güzel bir dostluk da bulacakmışım.
Peki gece 02.17 senin için artık ne ifade ediyor?
Birini özlemenin her zaman büyük sözlerle anlatılmadığını. Bazen küçücük bir ışığın bile çok şey söyleyebildiğini.
Ve sanırım en çok da şunu: İnsanlar birbirlerinin hayatlarına düşündüklerinden daha güzel dokunabiliyor.
Bir Pencerenin Ardında Başlayan Dostluk
Kadıköy’ün Suadiye semtinde geçen Alara ve Nermin Hanım’ın hikâyesi, İstanbul’un kalabalığında çoğu zaman gözden kaçan bir gerçeği hatırlatıyor. Bir insanı tanımadan onun hakkında kesin yargılara varmak kolay. Oysa birkaç dakikalık samimi bir sohbet, yıllardır taşınan önyargıları değiştirebilir.
Suadiye’nin sessiz sokakları, Bağdat Caddesi’nin hareketli akşamları ve gece yarısı yanan bir apartman penceresi bu hikâyenin yalnızca arka planı. Asıl mesele, iki farklı kuşaktan iki kadının birbirini anlaması.
Belki de bir dahaki sefere Kadıköy sokaklarında yürürken çevremizdeki insanlara biraz daha dikkatli, biraz daha anlayışlı bakmak gerekir. Çünkü her insanın anlatılmayı bekleyen bir hikâyesi vardır.
Editör notu: Bu söyleşi, tamamen kurgusal Alara ve Nermin karakterleriyle hazırlanmış edebî bir röportajdır. Gerçek bir kişiyle yapılmış görüşme değildir.
