Ayçan konuşmaya başladığında, sesinde bir meydan okuma yok.
Zaten onun farkı da burada başlıyor. Bağırmıyor, ispatlamaya çalışmıyor. Sadece anlatıyor. Ve anlattıkça, bazı tabular kendiliğinden çatlıyor.
“İnsanlar beni önce etiketliyor,” diyor.
“Sonra konuşunca şaşırıyorlar. Asıl mesele de bu.”
Güzellikten Önce Bir Hâl Meselesi
Ayçan için güzellik, aynayla başlayan bir şey değil.
Bir duruş, bir rahatlık, bir “olduğum gibiyim” hâli.
“Güzel olmak zorunda hissettiğim günler oldu,” diye anlatıyor.
“Şimdi ise güzel hissettiğim günler var. Aradaki fark çok büyük.”
Toplumun dayattığı kalıplara uymaya çalıştığı dönemleri saklamıyor. Ama oralarda kalmayı da seçmiyor. Çünkü onun hikâyesi, geride bırakılan şeylerden çok, bugünde durabilmekle ilgili.
Tabular Nasıl Yıkılıyor?
Ayçan’a göre tabular büyük laflarla değil, küçük anlarla yıkılıyor.
Bir kahve masasında…
Bir bakışta…
Biri seni gerçekten dinlediğinde…
“Beni tanıyanların çoğu sonradan şunu söylüyor:
‘Biz seni yanlış tanımışız.’
İşte o an, bir tabu daha gidiyor.”
Senden Bahsederken
Ayçan konuşurken bir yerde duruyor ve gülümsüyor.
“Senden bahsediyorum bazen,” diyor.
Kimden?
Önyargılarını sorgulayanlardan.
Kendiyle yüzleşmeye cesaret edenlerden.
‘Ben bilmiyorum’ demeyi bilenlerden.
“Çünkü değişim tek taraflı olmuyor,” diye ekliyor.
“Ben kendim olurken, karşımdaki de biraz değişiyor.”
Yumuşak Ama Güçlü
Ayçan’ın gücü sertlikten gelmiyor.
Sessizliğinden, sakinliğinden, netliğinden geliyor.
Ne yaşadığını dramatize etmiyor.
Ama hafifletmiyor da.
“Hayatım zor oldu,” diyor.
“Evet. Ama sadece zor diye anlatmak istemiyorum. Güzel tarafları da var.”
Masadan Kalkarken
Sohbet bittiğinde geriye yüksek cümleler kalmıyor.
Ama bir his kalıyor.
Bazı insanların varlığı bile bir şeyi değiştirir.
Ayçan da öyle.
Tabuları yıkmak bazen slogan atmak değildir.
Bazen sadece kendin olarak orada durmaktır.
Ve bu, sandığından çok daha güçlü bir şeydir.
