Bazı buluşmalar günler öncesinden planlanır. Nerede oturulacağı bellidir, saat bellidir, hatta insan bazen evden çıkmadan ne giyeceğini bile kafasında hazırlamıştır.
Lara’nın Kadıköy’deki buluşması bunlardan biri değildi.
Hatta ona buluşma demek bile ilk başta biraz iddialıydı.
Plan gayet basitti.
Beş dakika görüşeceklerdi.
Lara’nın söylediği tam olarak buydu.
“Beş dakika uğrarım, sonra işime giderim.”
Bu cümleyi o gün üç farklı kişiye söyledi.
Üçü de inandı.
Lara da inanıyordu.
Aslında Randevu Bile Sayılmazdı
Lara birkaç gün önce sosyal medyada Arda diye biriyle konuşmaya başlamıştı.
Konuşma öyle büyük bir heyecanla başlamadı.
Bir hikâyeye verilen cevap.
Ardından iki mesaj.
Sonra başka bir konu.
Bir ara ikisi de aynı filmi sevdiğini fark etti.
Ertesi gün yeniden yazıştılar.
Üçüncü gün Arda:
“Bir ara kahve içer miyiz?” diye sordu.
Lara bu tür sorulara hemen cevap veren biri değildi.
Mesajı gördü.
Telefonu bıraktı.
Mutfağa gitti.
Su içti.
Geri geldi.
Mesaj hâlâ oradaydı tabii.
Sanki biraz bekleyince kendi kendine cevaplanacak.
Sonunda:
“Olabilir.”
yazdı.
Arda da üstelemedi.
Bu Lara’nın hoşuna gitti.
Kadıköy’de Beş Dakika
Birkaç gün sonra Lara’nın Kadıköy’de işi vardı.
Arda’ya bundan bahsetti.
Arda da o sırada yakınlarda olduğunu söyledi.
“İstersen selamlaşırız.”
Lara saate baktı.
Yaklaşık kırk dakika sonra başka bir yerde olması gerekiyordu.
“Tamam ama çok vaktim yok.”
“Sorun değil.”
“Beş dakika falan.”
Arda:
“Beş dakika kahve içmeye yetmez.”
Lara:
“O zaman kahve içmeyiz.”
Plan buydu.
Kadıköy’de karşılaşacaklar, biraz konuşacaklar, Lara sonra yoluna devam edecekti.
Gayet basit.
Kağıt üzerinde.
İlk Buluşmaların Garip Bir Matematiği Var
İlk kez yüz yüze göreceğin biriyle buluşmak garip bir şey aslında.
Fotoğrafını görmüşsündür.
Sesini belki duymuşsundur.
Nasıl konuştuğu hakkında az çok fikrin vardır.
Ama insan yine de karşısındaki kişiyi gerçekten tanımıyor.
Fotoğraflarda anlaşılmayan bir sürü ayrıntı var.
- Nasıl yürüdüğü.
- Konuşurken gözlerini kaçırıp kaçırmadığı.
- Gülerken sesinin değişip değişmediği.
- Garsona nasıl davrandığı.
- Sessizlik olduğunda panikleyip paniklemediği.
Lara için bunlar önemliydi.
Hatta bazen fotoğraftan daha önemli.
O yüzden “beş dakika” fikri ona mantıklı gelmişti.
Bir nevi ön görüşme gibi.
Olmazsa herkes yoluna gider.
Olursa…
Onu düşünmemişti.
Lara Üç Dakika Geç Kaldı
Buluşma yerine vardığında Arda çoktan gelmişti.
Lara uzaktan tanıdı.
Fotoğraflarına benziyordu.
Bu bile başlangıç için iyi bir şey sayılırdı.
Arda da onu gördü.
Gülümsedi.
“Merhaba.”
“Merhaba.”
İlk iki saniye gayet normal geçti.
Sonra ikisi de aynı anda konuşmaya başladı.
Arda:
“Sen…”
Lara:
“Ben…”
İkisi de sustu.
Arda güldü.
“Sen söyle.”
Lara telefonundaki saate baktı.
“Benim gerçekten az vaktim var.”
“Biliyorum. Beş dakika.”
“Dalga geçme.”
“Daha başlamadı bile.”
Lara da güldü.
İlk Dakika
İlk dakika klasik geçti.
“Nasılsın?”
“İyiyim, sen?”
“Ben de.”
İnsanlar ilk kez buluştuğunda nedense mesajlarda saatlerce konuşmuş olsalar bile tekrar sıfırdan başlıyorlar.
Lara bunu fark edip:
“Biz bunları zaten konuştuk,” dedi.
Arda:
“Doğru.”
“Başka bir şey konuşalım.”
“Ne?”
Lara bir an durdu.
“Bilmiyorum.”
İkisi de güldü.
İlk buluşmalarda en komik şeylerden biri bu galiba. İnsan karşısındakini tanımaya geliyor ama ne soracağını bilmiyor.
İkinci Dakikada Kedi Geldi
Tam konuşacak konu ararken kaldırımın kenarından sarı bir kedi geldi.
Direkt Arda’nın ayağına sürtündü.
Arda eğildi.
Kedinin başını okşadı.
Lara baktı.
“Kedileri seviyorsun demek.”
“Evet.”
“Güzel.”
Arda başını kaldırdı.
“Bu bir test miydi?”
“Olabilir.”
“Geçtim mi?”
Lara ciddi görünmeye çalıştı.
“Sonuçlar daha açıklanmadı.”
Kedi Arda’yı bırakıp bu kez Lara’nın yanına geldi.
Lara çantasını kaldırdı.
“Benim çantaya çıkma yalnız.”
Arda:
“Kedi testinden sen kaldın bence.”
“Ben kediyi seviyorum, çantamı daha çok seviyorum.”
Üçüncü Dakikada Beş Dakika Planı Bozuldu
Arda yakındaki kahvecinin önünü gösterdi.
“Ayakta duracağımıza bir kahve alalım.”
Lara saate baktı.
“İçmeye vaktim yok.”
“Paket alırız.”
Bu mantıklı geldi.
İçeri girdiler.
Önlerinde dört kişi vardı.
Lara sırayı görünce Arda’ya baktı.
“Benim beş dakika gitti.”
“Daha üç dakika oldu.”
“Sen kronometre mi tutuyorsun?”
Arda telefonunu çıkardı.
“İstersen tutarım.”
“Sakın.”
Kahve Siparişi Beklenenden Uzun Sürdü
Lara sade bir şey söyleyecekti.
Sonra menüye baktı.
Fikrini değiştirdi.
Bir şey sordu.
Barista cevap verdi.
Başka bir şey sordu.
Arda arkadan:
“Beş dakikalık randevuda kahve seçmeye üç dakika harcadın.”
Lara arkasını döndü.
“Baskı altında karar veremiyorum.”
Sonunda siparişleri verdiler.
Beklemeye başladılar.
Ve tam o sırada sohbet garip şekilde rahatladı.
Belki artık karşılaşmanın ilk dakikaları geride kaldığı için.
Belki ikisinin de “ilk buluşma” havasına girmeye vakti olmadığı için.
Arda bir gün önce başına gelen saçma bir olayı anlattı.
Lara güldü.
Sonra Lara kendi başından geçen daha saçma bir olayı anlattı.
Arda güldü.
Kahveler geldiğinde Lara saate bakmayı unutmuştu.
On Yedinci Dakika
Saate ilk Arda baktı.
“Bu arada…”
“Ne?”
“Beş dakikayı biraz geçtik.”
Lara telefonunu çıkardı.
On yedi dakika olmuştu.
“Sen niye söylemedin?”
“Benim acelem yok.”
“Benim var.”
“O zaman git.”
Arda bunu çok normal söyledi.
Lara nedense şaşırdı.
“Gideyim mi?”
“Acelen varsa git.”
Lara birkaç saniye durdu.
İnsan bazen kendisinin bile fark etmediği şeyi karşısındaki bir cümleyle belli ediyor.
Gitmesi gerekiyordu.
Ama gitmek istememişti.
Arda: “Beş dakikadan on yediye, on yediden yirmi yediye…”
Lara: “Hesap yapma.”
İlk İzlenimler Bazen Fazla Abartılıyor
İnsanların ilk izlenim konusunda fazla iddialı olduğunu düşünüyorum bazen.
“İlk üç saniyede anlarsın.”
“Enerjisi hemen belli olur.”
“İlk bakışta hissettim.”
Belki bazen doğrudur.
Ama bazen de insanın ilk beş dakikası kendisi değildir.
Heyecanlıdır.
Ne söyleyeceğini düşünüyordur.
Saçının kötü durduğunu kafasına takmıştır.
Karşısındaki yanlış anlayacak diye normalde yapacağı espriyi yapmıyordur.
Lara’nın Arda hakkında ilk iki dakikadaki düşüncesi şuydu:
“Biraz sessiz.”
Yirminci dakikadaki düşüncesi ise:
“Bu çocuk susmuyor ki.”
Demek ki iki dakika daha erken karar verse tamamen yanlış bir fikirle ayrılacaktı.
Kadıköy de Bu İşin İçine Girince
Kadıköy’de bir yerde oturup insan izlemek zaten başlı başına vakit geçirme yöntemi.
Bir taraftan vapura yetişmeye çalışanlar.
Bir tarafta elinde kahveyle yürüyenler.
Sokak arasında bir şeyler çalan müzisyenler.
Kediler desen zaten mekan sahibi gibi geziyor.
Lara ile Arda da kahvelerini alıp biraz yürümeye başladılar.
Bu noktada randevunun “beş dakikalık” kısmı tamamen unutulmuştu.
Lara’nın gitmesi gereken yere mesaj attı.
“Biraz gecikeceğim.”
Cevap hemen geldi.
“Ne kadar?”
Lara düşündü.
“15 dakika.”
Arda mesajı gördü.
“Yalan söylüyorsun.”
“Ne?”
“On beş dakikaya yetişemezsin.”
“Biliyorum.”
“Niye on beş yazdın?”
Lara omuz silkti.
“Otuz yazınca ayıp oluyor.”
Bir Saat Sonra Hâlâ Beraberlerdi
Buluşmanın birinci saati dolduğunda ikisi de bunun farkında değildi.
Konu bir şekilde çocukluk anılarına gelmişti.
Arda okuldayken yaptığı bir yaramazlığı anlatıyordu.
Lara inanmadı.
“Sen yapmış olamazsın.”
“Niye?”
“Tipinde yok.”
“Yine ilk izlenim.”
“Evet ama bak bu sefer haklıyım.”
Arda telefonundan eski bir fotoğraf gösterdi.
Lara fotoğrafa baktı.
Sonra Arda’ya.
Tekrar fotoğrafa.
“Bu sen misin?”
“Evet.”
“Yok.”
“Nasıl yok?”
“Kabul etmiyorum.”
Arda gülmeye başladı.
Lara fotoğrafı büyüttü.
“Bu saç ne?”
“2009 yılına saygı göster.”
“Gösteremem.”
İyi Sohbetin En Garip Tarafı Saatin Kaybolması
Normalde on dakika beklemek insana yarım saat gibi gelir.
Sevmediğin bir toplantıda kırk dakika geçmez.
Ama bazen biriyle konuşurken bir saat gidiyor ve insan gerçekten fark etmiyor.
Lara’nın beş dakikalık randevusu da tam olarak böyle oldu.
Kimse büyük laflar etmedi.
Hayat hikâyelerini baştan sona anlatmadılar.
Birbirlerine “ben aslında şöyle bir insanım” diye sunum yapmadılar.
Daha çok saçma şeylerden konuştular.
Hangi semtte kahve daha kötü.
İnsan neden evde on tane kupa biriktirir.
Gece acıkınca neden herkes dürüm yemek ister.
Telefon alarmını beş kez ertelemenin mantığı var mı.
Bir de Lara’nın asla kabul etmediği bir konu vardı:
Ananas pizzaya yakışır mı?
Arda “yakışır” dedi.
Lara ciddi ciddi kalkmayı düşündü.
“Benim Gitmem Gerekiyordu”
Sonunda Lara telefonuna baktı.
Yüzü değişti.
Arda:
“Ne oldu?”
“Benim gitmem gerekiyordu.”
“Bunu bir saat önce de söylemiştin.”
“Hayır, gerçekten gitmem gerekiyordu.”
“Şimdi gerekmiyor mu?”
“Şimdi daha çok gerekiyor.”
Hızlıca çantasını toparladı.
Arda da ayağa kalktı.
Lara birkaç adım attıktan sonra geri döndü.
“Bu arada…”
“Efendim?”
“Beş dakika için fena değildi.”
Arda saate baktı.
“Bir saat on iki dakika.”
Lara:
“Detaylara takılma.”
Sonra Mesaj Geldi
Lara hızlı hızlı yürürken telefonu titredi.
Arda yazmıştı.
Daha beş dakika bile geçmemişti.
Mesajı açtı.
Lara yürürken güldü.
Bir süre cevap vermedi.
Sonra:
“Üç.”
yazdı.
Arda hemen cevap verdi.
“O zaman bütün günümü boşaltıyorum.”
Lara telefonu çantasına koydu.
Bu sefer gerçekten gitmesi gereken yere koştu.
Beş Dakikada Birini Tanımak Mümkün mü?
Muhtemelen değil.
Zaten Lara da Arda’yı o gün tamamen tanımadı.
Bir saat konuşmak da bir insanı tanımaya yetmez.
Ama mesele belki bu değil.
İlk buluşmada insan karşısındakinin bütün hayatını öğrenmek zorunda değil.
Bazen sadece ikinci kez görüşmek isteyip istemediğini anlaması yeter.
Lara açısından o beş dakika bunun için planlanmıştı.
Sonunda yetmiş iki dakika sürdü.
Ama cevabı öğrenmişti.
Tekrar görüşmek istiyordu.
Bazı insanlar hayatımıza büyük girişler yapmıyor. Bazen “beş dakika görüşelim” diye geliyorlar. Sonra o beş dakika biraz uzuyor.
İkinci Randevu
Bir hafta sonra yeniden buluştular.
Bu kez Arda önceden sordu.
“Kaç dakikam var?”
Lara:
“Bu sefer saat vermiyorum.”
“Niye?”
“Geçen sefer rezil olduk.”
Arda:
“Ben olmadım.”
“Ben oldum.”
“Sen baştan beş dakika demeseydin sorun yoktu.”
Lara:
“Ben gerçekten beş dakika düşünmüştüm.”
Arda:
“Biliyorum.”
“Nereden biliyorsun?”
“İlk beş dakika boyunca dört kere saate baktın.”
Lara bunu hatırlamıyordu.
“O kadar baktım mı?”
“Evet.”
“Sonra?”
Arda gülümsedi.
“Sonra hiç bakmadın.”
Lara cevap vermedi.
Çünkü doğruydu.
Kadıköy’deki O Kısa Buluşmadan Geriye
Lara sonradan arkadaşlarına olayı anlattığında herkes aynı yere takıldı.
“Beş dakika diye niye buluştun?”
Lara’nın cevabı basitti.
“İstemezsem hemen giderim diye.”
“E gittin mi?”
“Gitmedim.”
“Kaç dakika kaldın?”
“Biraz.”
“Ne kadar biraz?”
Lara cevap vermek istemedi.
Çünkü “bir saat on iki dakika” dediği anda herkes gülecekti.
Sonunda söyledi.
Beklediği gibi güldüler.
Bir kahve, bir sokak kedisi, biraz yürüyüş ve yetmiş iki dakika.
Aslında ortada olağanüstü bir şey yoktu.
Belki tam da bu yüzden Lara’nın hoşuna gitmişti.
Her tanışmanın büyük bir hikâyeyle başlamasına gerek yok.
Bazen Kadıköy’de bir köşede buluşursun.
“Beş dakika kalacağım,” dersin.
Sonra konuşma uzar.
Kahve biter.
Gitmen gereken yere geç kalırsın.
Ve eve dönerken günün en güzel kısmının aslında hiç planlamadığın o yetmiş iki dakika olduğunu fark edersin.
Lara’nın beş dakikalık randevusu da böyleydi.
Sadece biraz uzun sürmüştü.
