Travesti Dilan ile Ataşehir’de Şaşaalı

Travesti Dilan ile Ataşehir’de Şaşaalı Gece Nümayişi

Travesti Dilan ile buluştuğumuzda gece daha tam başlamamıştı ama sanki şehir çoktan hazırlanmıştı. Dilan bunu görünce “Bu akşam sakin geçmez” dedi, niye öyle söylediğini sormadım çünkü zaten görüntü ortadaydı.

Dilan’ın üzerinde geceye yakışan gösterişli ama abartıya kaçmayan bir kıyafet vardı. Yürürken acele etmiyordu. İnsanların koşturmasına bakıp bazen gülümsüyor, bazen bir vitrinin önünde durup kendi yansımasına değil içerideki eski bir objeye bakıyordu. Şehrin şaşaalı gece nümayişi dediğimiz şey belkide tam olarak buydu; herkes bir yere yetişiyor fakat kimse gecenin nereye gittiğini bilmiyordu.

Travesti Dilan ile Gece Daha Sokakta Başladı

Bir mekana girip oturmak yerine biraz yürümeye karar verdik. Dilan geceyi böyle yaşamayı seviyormuş. “Direk masaya oturunca bütün gece aynı yerde kalıyorsun” dedi. Önce sokağın nabzını görmek lazımmış ona göre. Gerçektende yürüdükçe başka başka görüntüler çıktı karşımıza.

Bir köşede kahkahalar yükseliyor, diğer tarafta iki kişi ciddi ciddi tartışıyordu. Taksi bekleyenler, telefonla konuşanlar, kapı önünde sigarasını bitirmeye çalışanlar… Hepsi aynı gecenin başka bir sahnesi gibi duruyordu.

“Geceyi güzel yapan sadece gittiğin yer değil. Oraya giderken gördüğün insanlar, duyduğun yarım konuşmalar, hatta yanlış sokağa sapman bile gecenin içinde.”

Dilan bunu söylerken önümüzden oldukça kalabalık bir grup geçti. İçlerinden biri yüksek sesle arkadaşına bir şey anlatıyordu ama cümlenin sadece sonunu duyduk. Dilan gülüp “bak işte yarım konuşma” dedi.

Şehrin Nümayişi Işıklarda Değil İnsanlardaydı

Şaşaa denince insanın aklına hemen parlak tabelalar, gösterişli mekanlar geliyor. Oysa o gece dikkat edince asıl nümayişin insanlar olduğunu fark ediyorduk. Kimi geceye hazırlanmış, kimi işten çıkıp tesadüfen kalabalığa karışmış. Birbirinden tamamen başka hayatlar aynı kaldırımda birkaç saniyeliğine yan yana geliyordu.

Dilan insan seyretmeyi sevdiğini söyledi. Yanlış anlaşılmasın diye hemen ekledi, “dik dik bakmak değil benim dediğim”. İnsanların yürüyüşünden o gece mutlu olup olmadığını anlamaya çalışıyormuş. Bunun ne kadar mümkün olduğu tartışılır tabi.

Dilan’ın gece gözlemleri

  • En şık görünen kişi her zaman en eğlenen kişi değil.
  • Gece aceleyle yürüyenlerin çoğu birilerine yetişiyor.
  • Müzik sokağa taşınca insanlar farkında olmadan daha yavaş yürüyor.
  • Kalabalığın içinde yalnız dolaşmanın ayrı bir tadı var.
  • Bazen en güzel sohbet mekanın içinde değil kapının önünde çıkıyor.

Kapıdan İçeri Girince Gecenin Rengi Değişti

Bir süre yürüdükten sonra önceden konuşulan yere geldik. İçerisi dışarıdan tahmin ettiğimizden daha kalabalıktı. Kapı açıldığı anda müzik sokağa kadar çıktı. Dilan içeri girerken etrafına şöyle bir baktı ve “tam beklediğim curcuna” dedi.

Curcuna kelimesi kötü anlamda değildi. İnsanların birbirini duyabilmek için biraz yaklaşması, masaların arasında sürekli birilerinin geçmesi, garsonların inanılmaz bir dengeyle bardak taşıması… Düzenli bir düzensizlik vardı.

İlk birkaç dakika oturacak yer arandı. Sonunda duvara yakın küçük bir masa bulundu. Dilan masaya oturur oturmaz çevresine bakıp “burdan herşey görünüyor” dedi. Haklıydı, mekanın neredeyse tamamını görebiliyorduk.

Dilan’ın Masasında İlk Muhabbet

İlk konu müzik oldu. Çalan parçanın geceye fazla hızlı başladığını söyledi Dilan. Ona göre gecenin başında insanları hemen hareketlendirmek yerine biraz bekletmek gerekiyormuş. “Gece yavaş yavaş açılmalı, perde gibi” dedi.

Sonra konuşma doğal olarak başka yere kaydı. Eskiden çıkılan geceler, son anda değiştirilen planlar, yanlış adrese gidilen davetler konuşuldu. Dilan bir keresinde arkadaş grubuyla tamamen başka bir mekana gittiklerini, yanlışlığı farkettikleri halde gecenin güzel olması yüzünden hiç ayrılmadıklarını anlattı.

“Plan bozuldu diye gece bozulacak değil ya” dedi.

Travesti Dilan’a Göre İyi Bir Gece Nasıl Anlaşılır?

Bu soruyu sorunca hemen cevap vermedi. Önce masadaki bardağı çevirdi, biraz düşündü. Sonra iyi bir gecenin ertesi gün anlatacak bir şeyi varsa iyi olduğunu söyledi.

Bu anlatılacak şeyin büyük olmasıda gerekmiyormuş. Çok meşhur bir yere gitmek, sabaha kadar eğlenmek filan şart değil. Bazen hiç beklenmeyen bir konuşma bile yeter.

  • Gecenin başında her şeyi planlamamak.
  • Aynı masada saatlerce oturmamak.
  • Müzikten konuşamayacak kadar yüksek ses olan yerde biraz dışarı çıkmak.
  • Telefon ekranına geceden daha fazla bakmamak.
  • Beklenmedik karşılaşmalara açık olmak.
  • Ve en önemlisi, eğleniyormuş gibi yapmamak.

Son maddeyi özellikle vurguladı. Çünkü Dilan’a göre geceleri insanların yaptığı en tuhaf şeylerden biri eğlenmediği halde eğleniyormuş görüntüsü vermekmiş.

“Bir yerde sıkıldıysan sıkıldın yani. Fotoğrafta güzel çıkması orayı güzel yapmıyor. Bazen bir çay içtiğin küçük masa, koca geceden daha iyi geliyor.”

Müzik Değişince Masa da Hareketlendi

Gecenin ilerleyen kısmında müzik biraz değişti. İlk baştaki hızlı parçaların yerine daha tanıdık melodiler gelmeye başladı. İnsanlar masalarından kalkıyor, birbirine selam verenlerin sayısı artıyordu.

Dilan’ın tanıdığı birkaç kişi masaya uğradı. Kısa sohbetler yapıldı. Bazısı gerçekten kısa sürdü, bazısı “iki dakika oturayım” diyip yirmi dakika kalkmadı.

Bu sırada masanın üzeri giderek kalabalıklaşıyordu. Bardaklar, küçük tabaklar, telefonlar, birinin bıraktığı anahtar. Kimin neyi nereye koyduğu belli değildi.

O masada bir ara bulunan şeyler:

  • Üç ayrı kişinin telefonu.
  • Sahibinin kim olduğu anlaşılmayan bir anahtarlık.
  • Yarım bırakılmış iki içecek.
  • Peçeteye yazılmış bir şarkı adı.
  • Dilan’ın “bunu kaybetmeyin” dediği küçük bir not.
  • Ve kimsenin sipariş verdiğini hatırlamadığı bir tabak.

Şaşaalı Gece Nümayişinin Ortasında Küçük Bir Sessizlik

İlginç olan şu ki bütün bu kalabalığın içinde bir ara masa sessizleşti. Müzik devam ediyordu, insanlar konuşuyordu ama bizim masada birkaç dakika kimse bir şey söylemedi.

Dilan etrafına bakıyordu. Sonra “insan bazen eğlencenin ortasında bile kafasının içine gidiyor” dedi. Biraz tuhaf bir cümleydi ama o an için doğru geldi.

Gece hayatının hep kahkaha, müzik ve hareketten ibaret olduğunu düşünmek kolay. Fakat bazen insan kalabalığın ortasında birden kendi düşüncesini duyuyor. Dilan bunun kendisine sık olduğunu söyledi. Özellikle gecenin tam ortasında.

Sonra Kahkaha Nereden Geldi Belli Olmadı

O ciddi hava uzun sürmedi tabi. Yan masadan birinin söylediği bir şey duyuldu, bizim masadakilerden biri yanlış anladı ve ortaya tamamen alakasız bir cümle çıktı. Dilan önce anlamadı, sonra meseleyi farkedince gülmeye başladı.

Bir dakika önce hayat üzerine konuşan masa bu sefer saçma bir yanlış anlaşılmaya gülüyordu. Gece dediğin birazda böyle. Ciddi kalmaya izin vermiyor çok uzun.

Dilan ile Sokaklara İkinci Çıkış

Mekandan tamamen ayrılmak için değil, biraz hava almak için dışarı çıktık. Gece artık ilk geldiğimiz saatten farklıydı. Sokaktaki kalabalık artmış, taksiler sıklaşmış, bazı mekanların kapılarında kuyruk oluşmuştu.

Dilan birkaç dakika sessiz yürüdü. Sonra “bak şimdi şehir gerçekten başladı” dedi.

Gerçekten de ilk saatlerde hazırlık halinde görünen sokak artık gecenin tam ortasındaydı. Işıklar daha parlak geliyordu belkide göz alışmıştı. İnsanların konuşmaları daha yüksek, yürüyüşleri daha yavaştı.

Bir sokak müzisyeninin önünde kısa süre durduk. Çok kalabalık değildi çevresi. Dilan şarkının bitmesini bekledi, sonra alkışladı. “Bazen bütün gece para verip dinlediğin müzikten daha iyi geliyor sokakta denk geldiğin” dedi.

Gösteriş ile Zarafet Arasında İnce Bir Yer

Şehrin şaşaalı gece nümayişinden konuşurken konu doğal olarak gösterişe geldi. Dilan gösterişli olmayı sevdiğini saklamıyordu zaten. Ama ona göre gösteriş ile zarafet aynı şey değildi.

“Her şeyi aynı anda takarsan hiçbirini gösteremezsin” dedi kıyafet üzerinden. Sonra bunun insan davranışlarında da böyle olduğunu ekledi. Çok konuşan, çok anlatan, sürekli kendisini göstermeye çalışan insanın bir süre sonra görünmez olduğunu düşünüyordu.

Bu fikir masada sonradan baya tartışıldı.

“Şaşaa iyidir ama biraz boşluk bırakacaksın. Kıyafette de, müzikte de, muhabbette de. Her yeri doldurunca göz nereye bakacağını bilmiyor.”

Gecenin İkinci Yarısında Muhabbet Daha Samimi Oldu

Tekrar içeri döndüğümüzde ilk saatlerdeki kalabalık masa sohbetlerinden farklı bir hava oluşmuştu. İnsanlar biraz yorulmuş, sesler hafif kısılmıştı. Böyle zamanlarda muhabbet daha samimi oluyor nedense.

Dilan eski arkadaşlıklardan bahsetmeye başladı. Gece hayatında çok insan tanındığını ama tanışıklık ile dostluğu birbirine karıştırmamak gerektiğini söyledi.

“Birisiyle yüz kere aynı yerde karşılaşman onu arkadaşın yapmıyor” dedi.

Buna masadaki herkes katıldı aşağı yukarı. Çünkü gece kalabalıklarının ilginç tarafı bu; çok fazla yüz tanıyorsun ama bazen isimleri bile bilmiyorsun.

Dilan’ın Unutamadığı Bir Gece

Eski geceler konuşulunca Dilan yıllar önce yaşadığı bir akşamı anlattı. Çok büyük bir plan yapılmış. Günler önceden kim nereye gidecek konuşulmuş, kıyafetler düşünülmüş, rezervasyonlar yapılmış.

Sonra gece başladığında her şey ters gitmiş.

Bir kişi geç kalmış, başka biri yanlış yere gitmiş, rezervasyonda problem olmuş. Sonunda bütün grup küçük ve hiç planlanmayan bir yerde oturmuş.

“O gecenin en güzel gece olması çok sinir bozucuydu” diye güldü Dilan.

Çünkü haftalarca hazırlanan plan çökmüş ama plansız kalan bölüm harika geçmiş.

Dilan’ın o hikayeden çıkardığı sonuç:

Geceyi planlayabilirsin ama eğlenceyi planlayamazsın. İnsanlar, tesadüfler ve o günkü ruh hali işin içine girince program kağıtta kaldığı gibi gitmiyor zaten.

Travesti Dilan ve Gecenin Son Nümayişi

Saat ilerlediğinde mekanın havası bir kez daha değişti. İlk saatlerde gelenlerden bazıları gitmiş, onların yerine başka yüzler gelmişti. Bir gecenin içinde sanki birkaç ayrı gece yaşanıyordu.

Dilan kalkmaya niyetlendi, sonra tanıdığı birini gördü ve tekrar oturdu. “Beş dakika” dedi. O beş dakika tabi yarım saate yakın sürdü.

Sonrasında gerçekten çıkıldı.

Dışarı adım attığımızda hava daha serindi. Sokak hâlâ hareketliydi ama gecenin zirvesi geride kalmış gibiydi. Bazı insanlar yeni geliyordu, bazıları eve dönmeye çalışıyordu. Bir gecenin sonu başka birinin başlangıcı oluyordu yani.

Şehrin Işıkları Sönmeden

Dilan son kez arkasına baktı. “Sabah olunca burası yine normal sokak olacak” dedi. Gece boyunca bu kadar insanın, müziğin, kahkahanın geçtiği yer birkaç saat sonra işe giden insanların yürüdüğü sıradan bir caddeye dönüşecekti.

Belkide şehir gecelerinin tuhaf tarafı buydu.

Her şey geçici.

Işıklar, kalabalık, müzik, insanların o gece taktığı yüz ifadeleri. Birkaç saat sonra dağılıyor. Fakat bazı küçük anlar hafızada gereksiz derecede uzun kalıyor.

Şaşaa Bittiğinde Geriye Muhabbet Kaldı

Travesti Dilan ile şehrin şaşaalı gece nümayişi aslında sadece mekanlardan veya ışıklardan ibaret değildi. Geceyi ilginç yapan şey Dilan’ın anlattıkları, tesadüfen karşılaşılan insanlar, yarım kalan konuşmalar ve plansız gelişen küçük anlardı.

Gösterişli bir geceydi evet. Işık vardı, müzik vardı, kalabalık vardı. Ama eve dönerken insan bunların hiçbirini tek tek düşünmüyordu.

Daha çok bir cümle kalıyordu akılda.

Bir kahkaha.

Yanlış anlaşılmış bir söz.

Sokakta birkaç dakika dinlenen müzik.

Ve Dilan’ın gecenin başında söylediği o şey: “Bu akşam sakin geçmez.”

Geçmedi zaten.

Geceden kalan küçük dipnotŞehrin şaşaasını anlatmak kolay aslında; ışıkları, müziği, kalabalığı yazarsın olur. Ama gecenin içinde yaşanan o küçük şeyleri anlatmak daha zor. Çünkü bazısı anlatınca komik gelmiyor, bazısı sadece o anda anlamlı oluyor. Dilan’ın gecesi biraz böyleydi. Çok şey oldu ama en güzel tarafları belkide tam anlatılamayan yerlerde kaldı.

Muhabir: Dilan, gecenin başında “bu akşam sakin geçmez” dedin. Bunu gerçekten hissettin mi yoksa laf olsun diye mi söyledin?

Dilan: Biraz hissettim birazda söyledim işte. Bazı akşamlar daha evden çıkmadan belli oluyor. Telefonlar susmuyor, herkes başka bir plan söylüyor, biri şuraya gidelim diyor öbürü orası olmaz diyor. Daha gece başlamadan bir curcuna oluyor yani. Ben öyle gecelerin sonunda mutlaka bir şey çıkacağını biliyorum artık.

Muhabir: Curcuna seni rahatsız etmiyor anladığım kadarıyla.

Dilan: Yerine göre ediyor. Her curcuna güzel değil tabi. Ben neşeli karışıklığı seviyorum. İnsanların birbirini ezdiği, herkesin bağırdığı, sadece görünmek için bir yerlere gittiği gece beni yoruyor. Ama mesela masada beş kişi konuşuyor, biri başka şey anlatıyor, öteki yanlış anlıyor sonra hepimiz gülüyoruz… O curcuna güzel. Biraz hayat var içinde.

Muhabir: Senin için gece hayatının en önemli tarafı ne?

Dilan: Muhabbet. Kesinlikle muhabbet. Müzik çok güzel olabilir, mekan şahane olabilir, üstündeki kıyafeti günlerce seçmiş olabilirsin. Ama yanında konuşacak insan yoksa iki saat sonra duvara bakarsın. Ben çok gördüm böyle. Çok güzel yerlere gidilmiş ama masadakilerin hepsi telefonuna bakıyor. E niye geldiniz o zaman?

Dilan: “Ben geceyi mekanla değil masayla hatırlıyorum. Yıllar sonra mekanın adını unutuyorum ama masada kimin ne söylediğini bazen hala hatırlıyorum.”

Muhabir: Peki çok gösterişli yerleri seviyor musun?

Dilan: Severim, niye sevmeyeyim. Işığı güzel olsun, insanlar özenmiş olsun, müzik iyi olsun. Şaşaa kötü bir şey değil bence. Ama sırf şaşaa varsa da ben orada duramam. Bir yer çok pahalı diye eğlenceli olacak diye bir kural yok. Hatta bazen tam tersi oluyor. Herkes o kadar düzgün durmaya çalışıyor ki kimse eğlenemiyor.

Muhabir: Sen özenerek hazırlanıyor musun geceye?

Dilan: Ben hazırlanmayı gecenin bir parçası görüyorum zaten. Makyaj yaparken müzik açarım, kıyafeti değiştiririm sonra ilk seçtiğime geri dönerim. Bu her seferinde oluyor. Dolabı komple dağıtıp en baştaki elbiseyi giydiğim çok olmuştur. Sonra kendi kendime kızıyorum, madem bunu giyecektin niye kırk dakika uğraştın diye.

Muhabir: Kaç kere kıyafet değiştirirsin?

Dilan: Saymıyorum artık. Üç dört normal. Bazen daha fazla. Bir tanesini giyiyorum fazla ciddi geliyor, ötekini giyiyorum fazla sade geliyor. Sonra “ben kime neyi ispatlıyorum” diyip ilkine dönüyorum. Kadınların klasik meselesi işte, dolap dolu ama giyecek bişey yok.

Muhabir: Gece dışarı çıktığında insanların sana bakması rahatsız ediyor mu?

Dilan: Bakmanın şekli var. İnsan güzel birini görür bakar, ilginç bir kıyafet görür bakar, bende bakıyorum. Ama bazı bakış var insanı inceliyor sanki. Onu hissediyorsun. Eskiden daha fazla kafaya takıyordum. Şimdi çoğunu görmüyorum bile. Yaşadıkça insan neye enerji harcayacağını seçiyor galiba.

Muhabir: Bu rahatlığa ulaşmak uzun sürdü mü?

Dilan: Çok. Öyle bir sabah uyanıp “bundan sonra hiçbir şeyi umursamıyorum” demiyorsun. Zaten tamamen umursamamakta mümkün değil. İnsan sonuçta. Bir laf bazen dokunuyor, bir bakış moral bozuyor. Ama eskiden bütün gecemi bozacak şey şimdi beş dakika sürüyor. Sonra diyorumki tamam Dilan, bu insanı bir daha hayatında görmeyeceksin belki, niye geceni ona veriyorsun.

Bazı şeylere cevap vermemeyi öğrendiğinde hayat sakinleşiyor. Herkesle tartışarak kendini anlatamazsın, zaten anlamak isteyen insan o kadar açıklama istemiyor.

Muhabir: Gece hayatında tanıştığın insanlarla dostluk kurmak kolay mı?

Dilan: Tanışmak kolay, dost olmak zor. Gece birisiyle beş dakikada samimi olabiliyorsun. Müzik var, ortam rahat, herkes daha konuşkan. Ertesi gün gündüz karşılaşsan belki ne konuşacağını bilemezsin. Ben buna kötü demiyorum yalnız. Her tanıştığın insan ömürlük arkadaş olmak zorunda değil.

Muhabir: Yani gecelik arkadaşlıklar?

Dilan: Gecelik demeyelim de anlık tanışıklık diyelim. Bazen biriyle yarım saat konuşursun ve bir daha görmezsin. Ama sana güzel bir şey söyler, aklında kalır. O insanın görevi belkide o kadardır senin hayatında. Herkesin devam etmesi gerekmiyor.

Muhabir: Unutamadığın böyle biri oldu mu?

Dilan: Oldu. Yıllar önce bir kadınla tanışmıştım. Yaşı benden büyüktü. Bir masada tesadüfen yan yana geldik. Ben o dönem biraz moral olarak kötüydüm ama belli etmemeye çalışıyordum. Kadın bana bir ara “çok güçlü görünmeye çalışıyorsun, biraz yorulmuşsun sanki” dedi. Şaşırdım. Çünkü beni tanımıyor.

Muhabir: Ne cevap verdin?

Dilan: Herhalde “yok iyiyim” demişimdir. İnsan yakalanınca ilk önce inkar ediyor zaten. Sonra biraz konuştuk. Adını bile tam hatırlamıyorum şimdi. Ama o cümleyi hatırlıyorum bak. Kaç sene geçti.

Söyleşinin tam bu kısmında Dilan bir süre sustu. Masadaki bardağı eline aldı, bir yudum içti ve “bak şimdi gece eğlencesinden nerelere geldik” diyerek güldü. Sonrada konuşmaya kendisi devam etti.

Dilan: Zaten güzel sohbet böyle oluyor. Başta ne konuşacağını bilmiyorsun, sonra kendini alakasız bir yerde buluyorsun. Röportajlarda önceden soru hazırlıyorsunuz ya, bence beşinci sorudan sonra kağıdı bırakmak lazım.

Muhabir: Bıraktık zaten.

Dilan: İyi yaptınız. Yoksa ben sorulara bakıp gerilirim.

Muhabir: Peki Dilan, sen kendini gecenin insanı olarak görüyor musun?

Dilan: Eskiden evet derdim. Şimdi bilmiyorum. Geceyi seviyorum ama her gece dışarıda olmak istemiyorum. Bazen evde pijamayla oturmak, saçımı toplamışım, çayımı içiyorum… Bana en büyük eğlence o geliyor. İnsan hep aynı kalmıyor.

Muhabir: Yaşla mı alakalı?

Dilan: Biraz yaş, biraz doymak. Eskiden bir şey kaçırıyorum hissi vardı. Evde otursam herkes dışarıda eğleniyor ben burada kaldım diye düşünürdüm. Sonra anladım ki dışarıdaki insanların yarısıda “keşke evde olsaydım” diyor zaten.

Muhabir: Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?

Dilan: Tabi. Sosyal medyaya bakınca herkes hayatının gecesini yaşıyor sanıyorsun. Oraya bir fotoğraf koyuyor, ışık güzel, herkes gülüyor. Belki fotoğraftan iki dakika önce kavga ettiler nerden bileceksin. Fotoğraf bütün geceyi anlatmıyor.

Muhabir: Sen çok fotoğraf çekiyor musun?

Dilan: Eskiden çok. Şimdi birkaç tane yeter. Bir ara farkettim gece boyunca telefon elimde. Şunu çek, bunu çek, tekrar çek gözüm kapalı çıktı. Eve geliyorum yüz tane fotoğraf var ama geceyi yaşamamışım. Biraz saçma geldi.

Muhabir: Hiç fotoğraf çekmediğin geceler daha mı akılda kalıyor?

Dilan: Enteresan ama bazen evet. Çünkü hatırlamak için telefona değil kafana güveniyorsun. Tabi sonra “keşke bir fotoğraf olsaydı” dediğimde oluyor. Ortasını bulmak lazım.

Muhabir: Şehrin gecesinde en sevdiğin saat hangisi?

Dilan: Gece yarısından biraz sonrası. Saat tam söylemeyeyim şimdi. İnsanlar yeni yeni rahatlıyor o saatlerde. İlk geldiğinde herkes biraz kontrollü oluyor. Saç düzgün, kıyafet düzgün, konuşmalar düzgün. Birkaç saat sonra saç bozuluyor, insanlar sandalyeye daha rahat oturuyor, ses tonu değişiyor. İşte gerçek muhabbet o zaman başlıyor.

Muhabir: Sabahı görmek?

Dilan: Eskiden çok severdim. Şimdi sabahı görünce romantik hislerden önce uykum geliyor. Ama yazın başka tabi. Mekandan çıkmışsın, hava hafiften aydınlanıyor, sokak boş. O görüntünün bir şeyi var. Sanki şehir birkaç dakikalığına sadece sana kalmış gibi.

Muhabir: Eve dönmek mi zor oluyor o saatlerde?

Dilan: Eve dönmek değil, makyajı çıkarmak zor geliyor. Eve girince bütün enerjim bitiyor. Ayakkabıyı çıkarıyorum, oturuyorum ve on dakika duvara bakıyorum. Sonra kendime “kalk Dilan yüzünü temizle” diye emir veriyorum.

Muhabir: Gece sonunda kendinle konuşuyorsun yani?

Dilan: Gün içinde de konuşuyorum ben kendimle. Bazen kavga bile ediyoruz.

Muhabir: Kim kazanıyor?

Dilan: Genelde ben.

Muhabir: İkinizde sensin zaten.

Dilan: Olsun, diğer Dilan daha inatçı.

Bu cümleden sonra masada bir süre gülüşmeler oldu. Dilan çantasını karıştırıp telefonunu aradı. Telefonun masanın üzerinde olduğunu farkedince kendi kendine “işte yaşlanıyoruz” dedi ve tekrar gülmeye başladı.

Muhabir: Şimdi biraz daha ciddi sorayım. Travesti Dilan olarak şehir gecelerinde kendini özgür hissediyor musun?

Dilan: Bazı geceler çok, bazı geceler daha temkinli. Özgürlük sadece istediğin kıyafeti giymek değilki. Kendini sürekli kontrol etmek zorunda kalmamakta özgürlük. Kimin baktığını düşünmeden gülmek, arkadaşınla yürümek, eve nasıl döneceğini hesaplamadan geceyi yaşamak… Bunlar küçük gibi geliyor ama değil.

Muhabir: İnsanların yaklaşımı değişti mi sence?

Dilan: Değişen insanlar var, değişmeyenler var. Ben herkesi aynı kefeye koymayı sevmiyorum. Çok güzel insanlarla tanıştım. Hiçbir şeyi sorgulamadan normal konuşan, seni sadece insan olarak gören. Birde kafasında bin tane soru olan var. Bazen daha merhaba demeden gözünden anlıyorsun zaten.

Muhabir: Sana sürekli soru sorulması rahatsız ediyor mu?

Dilan: Sorunun ne olduğuna bağlı. Merak başka, hadsizlik başka. İnsan gerçekten öğrenmek için soruyorsa konuşurum. Ama özel hayatımı sorguya çevirirse orda dur derim. Ben kimseyi ilk tanıştığımda özel hayatıyla ilgili sorgulamıyorum sonuçta.

“İnsanların beni anlaması güzel ama önce beni normal bir insan gibi dinlemeleri lazım. Her konuşmayı kimlik meselesine çevirince Dilan ortadan kayboluyor, sadece etiket kalıyor.”

Muhabir: Bu yüzden mi geceleri daha çok yakın çevrenle çıkıyorsun?

Dilan: Biraz. Güvendiğim insanlarla rahat oluyorum. Yanında sürekli kendini açıklamak zorunda olmadığın arkadaş büyük nimet. Bazen iki saat konuşmadan otursan bile rahatsız olmuyorsun.

Muhabir: Kalabalık arkadaş grubu mu, iki üç kişi mi?

Dilan: Kesinlikle küçük grup. On iki kişi çıkınca gece eğlence olmaktan çıkıp organizasyona dönüyor. Biri acıktı, biri müziği sevmedi, biri başka yere gitmek istiyor, iki kişi birbirine küstü. Ben niye koordinatör olayım gece gece?

Muhabir: Ama kalabalık masanın da enerjisi başka.

Dilan: Güzel, arada güzel. Doğum günü mesela. Ama normal bir gece üç dört kişi ideal. Herkes birbirini duyuyor. Muhabbet bölünmüyor. Hesap gelince de yarım saat matematik yapılmıyor.

Muhabir: Hesap konusu önemli yani?

Dilan: Çok önemli. Gecenin bütün romantizmini bitiren şey masaya gelen hesap ve “sen ne içtin” konuşmasıdır.

Muhabir: Şehirde gece yürümeyi neden bu kadar seviyorsun?

Dilan: Çünkü bir yerden bir yere giderken geceyi görüyorsun. Arabaya bin, kapıda in, mekana gir… O zaman sadece mekan görüyorsun. Yürüyünce sokaktaki simitçiyi görüyorsun, kapının önünde kavga edip beş dakika sonra barışan çifti görüyorsun, eve dönen insanları görüyorsun. Şehir biraz sokakta anlaşılır.

Muhabir: Tek başına yürür müsün?

Dilan: Her yerde değil. Saate ve yere göre değişiyor. Kendimi riske atmayı romantikleştirmiyorum. “Gece sokaklarında yalnız yürümek ne kadar şiirsel” diyip tedbiri bırakacak halim yok. Güvende hissettiğim yerde yürürüm, hissetmiyorsam taksiye biner giderim.

Muhabir: Bir gecenin kötü gideceğini ne zaman anlarsın?

Dilan: İlk yarım saatte bazen anlıyorum. Herkes telefonuna bakıyorsa, kimse konuşmuyorsa, sürekli “başka yere mi geçsek” deniyorsa o gece zor toparlanır. Ama bazen tam terside oluyor. Berbat başlayan gece sonradan güzelleşiyor.

Muhabir: Sen toparlamaya çalışır mısın?

Dilan: Eskiden çalışırdım. Herkes eğlensin diye kendimi görevli sanıyordum heralde. Şimdi bırakıyorum. Ben organizatör değilim. Gece kötü gidiyorsa erken eve dönmekte seçenek.

Muhabir: “Bu gece olmadı” diyebiliyorsun yani.

Dilan: Tabi. Her gecenin efsane olması gerekmiyor. Bu da sosyal medyanın bize yaptığı başka bir şey. Her hafta sonu hayatının en güzel gecesi olamazki. Bazen çıkarsın, iki saat oturursun, sıkılırsın ve eve dönersin. Normal.

Muhabir: Dilan burada gülerek araya girdi: “Hatta bazen gecenin en güzel anı eve gelip ayakkabıyı çıkardığın andır. Bunu kimse paylaşmıyor ama gerçek bu.”

Muhabir: Gece hayatında seni en fazla ne yoruyor?

Dilan: Gürültüden çok insanların rol yapması. Biri olduğundan daha zengin görünmeye çalışıyor, biri daha mutlu, biri daha umursamaz. Çok enerji harcanıyor buna. Ben artık rahat insan seviyorum. Gülerken gülsün, sıkıldıysa söylesin. Karnı acıktıysa “ben acıktım” desin. Bu kadar.

Muhabir: Sen hiç rol yapmadın mı?

Dilan: Yaptım tabi. Kim yapmadım diyorsa bence biraz daha büyük rol yapıyor. Özellikle gençken çok. Güçlü görünmek, üzülmediğini göstermek, birini umursamadığını göstermek… Sonra eve gidip düşünüyorsun. Zamanla insan bundan yoruluyor.

Muhabir: Şimdi daha mı açık yaşıyorsun duygularını?

Dilan: Herkese değil. Açık olmakla herkese her şeyi anlatmak aynı değil. Kime ne anlatacağını öğreniyorsun. Bazı insanlar senin kırıldığın yeri öğrenince oraya basıyor çünkü. O yüzden samimiyet güzel ama seçerek.

Muhabir: Gece seni değiştirdi mi?

Dilan: Çok insan gösterdi bana. İyi anlamda da kötü anlamda da. İnsanların birkaç saat içinde ne kadar değişebildiğini gördüm. Çok sessiz biri bir anda masanın en komik insanı oluyor. Çok havalı gördüğün biri iki cümle konuşunca bütün havası gidiyor. Hiç dikkatini çekmeyen biriyle sabaha kadar sohbet ediyorsun. O yüzden ilk görüntüye fazla güvenmemeyi öğrendim.

Muhabir: Peki sen ilk bakışta nasıl görünüyorsun sence?

Dilan: Biraz mesafeli diyorlar. Ben öyle olduğumu düşünmüyorum ama yüzüm dinlenirken ciddi duruyor. Sonra konuşunca “biz seni çok farklı sanmıştık” diyorlar.

Muhabir: Ne sanıyorlarmış?

Dilan: Onu söylemiyorlar işte. Orası şüpheli.

Muhabir: Bu geceden aklında ne kalacak?

Dilan: Daha bitmedi ki, nerden bileyim.

Muhabir: Şu ana kadar?

Dilan: Sokakta durduğumuz müzisyen. Birde masadaki anahtarlığın sahibini hala bulamamamız. Bak o anahtarlık sabaha kadar burada kalırsa gecenin sembolü olacak.

Muhabir: Büyük ihtimalle yan masanın.

Dilan: Sakın söyleme. Ben kafamda hikayesini yazdım bile.

Muhabir: Nasıl bir hikaye?

Dilan: Çok önemli bir anahtar. Sahibi şehri terk etmiş, anahtarı bilerek burada bırakmış…

Muhabir: Anahtarlığın üzerinde market kartı var Dilan.

Dilan: Bütün romantizmi öldürdün şu an.

Masada yine kahkaha koptu. Dilan anahtarlığı eline alıp birkaç saniye baktı, sonrada garsona teslim etti. “Belki gerçekten önemli bir kapıyı açıyordur, nerden biliyoruz” diyerek konuyu kapattı.

Muhabir: Son bir soru sorayım. Şehrin şaşaalı gece nümayişini tek cümleyle anlat desek?

Dilan: Tek cümle zor.

Muhabir: Deneyelim.

Dilan: Şehir gece süsleniyor ama asıl hikaye ışıkların altında değil, insanların arasında oluyor.

Muhabir: Fazla düzgün bir cümle oldu.

Dilan: Dur o zaman tekrar söyleyeyim. Herkes süslenip çıkıyor, sonra saç baş dağılıyor, plan bozuluyor, biri acıkıyor, biri kayboluyor, biri aşık oluyor belki… sabah olunca da “çok güzel geceydi” diyorsun. Halbuki yarısı curcunaydı.

Muhabir: Bu daha çok sana benzedi.

Dilan: Evet bunu yaz.

Söyleşinin sonunda Dilan sandalyesinden kalktı ama hemen gitmedi. Masadaki insanlarla yeniden konuşmaya başladı. Birkaç dakika önce “artık kalkalım” diyen kişi bu kez başka bir hikayenin ortasındaydı. Gece dışarıda devam ediyor, sokaktan geçen arabaların ışıkları camın üstünde kayıyordu. Bir şarkı bitti, arkasından başka bir şarkı başladı.

Dilan çantasını omzuna takıp kapıya doğru yürürken geri döndü ve “bak bunu da yaz, güzel geceler planlandığı saatte bitmiyor” dedi.

Sonra kendisi tekrar masaya oturdu.

Demekki o gece, daha bitmemişti.

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir