Travesti Su’nun Bitmek Bilmeyen Nepal

Travesti Su’nun Bitmek Bilmeyen Nepal Anıları

Su’ya Nepal nasıl geçti diye sormayın. Hep Aynı mevsuzlar

Gerçekten.

Bu bir tavsiye.

Çünkü “güzeldi” deyip geçmiyor.

“Çok güzeldi ama bak şimdi…” diyor ve o ama bak şimdi kısmından yaklaşık kırk beş dakika çıkamıyorsunuz.

Bir akşam masada yapılan hata tam olarak buydu.

Masada dört kişi var.

Çaylar yeni gelmiş.

Kimsenin acelesi yok ama insanların bütün gecesi de boş değil yani.

Ceren gayet masum şekilde sordu:

“Su, Nepal nasıldı?”

Su çayını tabağına bıraktı.

“Neresinden başlayayım?” dedi.

Ceren:

“Kısaca.”

dedi.

İşte gecenin ikinci büyük hatası buydu.

“Ben kısa anlatıyorum zaten. Siz sabırsızsınız. Nepal kısa anlatılacak yer değil, bir de benim başıma gelenleri bilmiyorsunuz.”

Travesti Su Nepal Anılarına Daha Uçağa Binmeden Başladı

Normal insan Nepal anısını Nepal’e vardıktan sonra anlatır.

Su anlatmıyor.

Su önce valizi anlatıyor.

Valizin fermuarını.

Fermuarın neden kapanmadığını.

Yanına aldığı üçüncü ayakkabının gereksizliğini.

Sonra havalimanında aldığı kahveyi.

“Çok kötüydü.”

“Su, Nepal?”

“Dur oraya geleceğim.”

On dakika sonra hâlâ gelmedi.

Çünkü pasaport kontrolünde önündeki adamın sırt çantasındaki küçük metal kupayı anlatıyordu.

O kupanın hikâyede hiçbir rolü yoktu.

Sonradan da olmadı.

Ama Su yaklaşık iki dakika kupayı tarif etti.

Su’nun Nepal hikâyesini anlatma sistemi

  1. Ana konuya başla.
  2. Ana konuyla çok az alakalı bir ayrıntı hatırla.
  3. O ayrıntının içinden başka bir insanı hatırla.
  4. O insanın söylediği cümleyi anlat.
  5. Cümlenin neden komik olduğunu açıklamaya çalış.
  6. “Nerede kalmıştım?” diye sor.
  7. Kimse hatırlamayınca baştan biraz daha anlat.

İlk Günün Hikâyesi Üçüncü Çaya Kadar Bitmedi

Su sonunda Nepal’e vardı.

Yani kendisi seyahatte çoktan varmıştı da anlatıda yeni vardık.

“İlk gün çok yorulmuştum.” dedi.

Masadaki herkes rahatladı.

Demek ilk gün uyuyacak.

Hikâye bitecek.

Hayır.

Su yorulduğu için uyumamış.

Çantasını bırakıp dışarı çıkmış.

“Niye?”

“Uyursam gün gider dedim.”

“Ama yorgundun.”

“Evet.”

“Sonra?”

“Daha çok yoruldum.”

Buraya kadar mantıklı.

Sonra bir dükkânın önünde durmuş.

İçeri girmiş.

Hiçbir şey almamış.

Çıkmış.

Üç dakika sonra geri girmiş.

“Neden geri girdin?”

Su çok ciddi şekilde:

“Bir şal görmüştüm.” dedi.

Masadaki sessizlik.

“Aldın mı?”

“Hayır.”

“O zaman bu hikâyeyi neden anlatıyorsun?”

“Sonra pişman oldum.”

Su’nun Almadığı Şal Gecenin Ana Karakterine Dönüştü

Bir süre Nepal değil şal konuşuldu.

Şal turuncuya yakınmış.

Ama tam turuncu değilmiş.

“Kiremit gibi mi?”

“Hayır.”

“Somon?”

“Hiç değil.”

“Ne renk?”

“Nepal’de görsen anlarsın.”

Bu cevapla renk tartışması sona erdi.

Su o şalı seyahatin geri kalanında üç kere daha aramış.

Dükkânı bulamamış.

“Google Maps?”

“O zaman aklıma gelmedi.”

“Fotoğraf?”

“Çekmemişim.”

“Dükkânın adı?”

“Bilmiyorum.”

“Sokağı?”

“Hatırlamıyorum.”

“Peki nasıl aradın?”

Su burada biraz sinirlendi.

“Gezdim işte.”

“İnsan bazı şeyleri almadığı zaman eşyanın kendisini değil, ihtimalini özlüyor. Ben o şalı alsaydım belki hiç takmayacaktım. Ama almadım ya, şimdi dünyanın en güzel şalı.”

Bir Fotoğraf Göstereceğim Dedi, Telefon Galerisi Açılınca Herkes Pişman Oldu

Su’nun Nepal anıları sadece sözlü değil.

Görsel destekli.

Bu daha tehlikeli.

“Bak size bir fotoğraf göstereyim.” dedi.

Telefon çıktı.

Galeriyi açtı.

İlk fotoğraf yemek.

“Bu değil.”

İkinci fotoğraf bulanık.

“Bunu yanlışlıkla çekmişim.”

Üçüncü fotoğraf kendi ayakkabısı.

“Bunu niye çekmişim ya?”

Dördüncü fotoğrafta bir kapı.

Su birden durdu.

“Aaa bak bu kapının çok acayip hikâyesi var.”

Ceren hemen müdahale etti.

“Yok.”

“Nasıl yok?”

“Kapının hikâyesini istemiyoruz.”

“Ama çok kısa.”

Masadaki üç kişi aynı anda:

“Hayır.”

Su biraz alındı.

Fotoğrafları kaydırmaya devam etti.

Sonunda göstermek istediği fotoğrafı buldu.

Fotoğrafta Su vardı.

“E zaten seni biliyoruz.” dedi Ceren.

Su telefonu geri çekti.

“Arkadaki manzaraya bakacaktınız.”

Su’nun telefonunda Nepal’den kaldığını söylediği fotoğraflar

  • Çok sayıda yemek fotoğrafı.
  • Ne olduğunu hatırlamadığı üç bina detayı.
  • Yanlışlıkla çekilmiş yaklaşık on görüntü.
  • Aynı noktada çekilmiş birbirine çok benzeyen fotoğraflar.
  • Bir sokak köpeğinin yedi ayrı fotoğrafı.
  • Kendisinin “çok doğal çıktım” dediği ama yaklaşık yirmi kez poz verdiği kareler.
  • Ve hâlâ neden çekildiği bilinmeyen bir ayakkabı fotoğrafı.

Sokak Köpeği Meselesi Açılınca Nepal Yine Unutuldu

Fotoğraftaki köpeğin adı yokmuş.

Su kendisi isim vermiş.

“Rıfkı.”

“Nepal’deki köpeğe niye Rıfkı dedin?”

“Suratında Rıfkı ifadesi vardı.”

Bu açıklama yeterli bulunmadı ama başka açıklama da gelmedi.

Su köpeği bir gün görmüş.

Ertesi gün aynı civarda tekrar görmüş.

Üçüncü gün özellikle aramış.

Bulamamış.

Dördüncü gün karşısına çıkmış.

“Beni tanıdı.” dedi.

“Nereden biliyorsun?”

“Baktı.”

“Köpekler genelde bakıyor.”

“Onun bakışı farklıydı.”

Bu noktada Su ile bilimsel tartışmaya girilmedi.

“Rıfkı Beni Unutmuş Mudur?”

Su bunu gerçekten sordu.

Aradan uzun zaman geçmiş.

Köpeğin kendisini hatırlayıp hatırlamadığını merak ediyor.

Ceren:

“Su, konu Nepal anılarıydı.”

Su:

“Rıfkı Nepal’deydi.”

Teknik olarak haklıydı.

Travesti Su’nun Yemek Anıları Ayrı Bir Seyahat Kadar Uzun

Bir noktadan sonra yemek konusu açıldı.

Kim açtı bilinmiyor.

Muhtemelen Su.

Bir yemek yemiş.

Adını hatırlamıyor.

İçinde ne olduğunu da tam bilmiyor.

Ama çok güzelmiş.

“Neye benziyordu?”

“Anlatamam.”

“Fotoğrafı var mı?”

“Var.”

Telefon yeniden çıktı.

Masada küçük bir panik oluştu.

Çünkü herkes galerinin yeniden açılmasının başka on hikâye çıkaracağını biliyordu.

Fotoğraf bulundu.

Su gösterdi.

Ceren baktı.

“Bu az önce gösterdiğin yemek değil mi?”

“Hayır.”

“Aynısı gibi.”

“Hiç alakası yok.”

İki fotoğraf yan yana getirildi.

Gerçekten çok benziyordu.

Su kabul etmedi.

“Ben seyahatte yediğim şeyi hatırlarım. Adını hatırlamam, içinde ne var hatırlamam ama hissini hatırlarım. Yemek biraz duygu işi.”

Su’nun “Beş Dakikalık” Hikâyesi Kırk Dakikayı Geçti

Saat ilerledi.

Bir kişi telefonuna bakmaya başladı.

Bir diğeri ikinci çayını bitirdi.

Ceren açık açık:

“Su daha kaç hikâye var?” diye sordu.

Su biraz düşündü.

“İki.”

Herkes sevindi.

Bu iki hikâyeden ilki yaklaşık yirmi dakika sürdü.

İkincisine geçerken Su:

“Ama bunu anlamanız için bir önceki günü anlatmam lazım.” dedi.

Ceren masaya başını koydu.

“O gün ne oldu?”

“Çok bir şey olmadı.”

“O zaman anlatma.”

“Ama bağlam lazım.”

Su’nun en tehlikeli kelimesi ortaya çıkmıştı:

Bağlam.

Su bir hikâyeye “bağlam lazım” diyorsa genellikle şunlar oluyor:

  1. Hikâye en az on dakika uzar.
  2. Daha önce adı geçmeyen iki kişi ortaya çıkar.
  3. Bir yemek mutlaka konuya dahil olur.
  4. Su telefonundan fotoğraf arar.
  5. Asıl olay unutulur.
  6. Birisi “Nerede kalmıştık?” diye sorar.
  7. Su yanlış yerden devam eder.

Bir Sabah Kaybolduğunu Sandı Ama Aslında Kaybolmamış

Su’nun en büyük Nepal macerası olarak anlattığı şeylerden birisi bu.

“Kayboldum.” dedi.

Masadaki herkes ilk defa gerçekten meraklandı.

“Nasıl?”

“Yürüyordum.”

“Sonra?”

“Nerede olduğumu bilmiyordum.”

“Telefon?”

“Vardı.”

“İnternet?”

“Vardı.”

“Harita?”

“Açıktı.”

Bir sessizlik oldu.

Ceren:

“Su, sen kaybolmamışsın.”

“Ama kendimi kaybolmuş hissettim.”

“Harita açıksa nasıl kayboldun?”

“Haritada nereye gitmek istediğimi bilmiyordum.”

Bu cevap sonrasında mesele kapatıldı.

Su kendisini kaybolmuş kabul etmeye devam etti.

Kaybolmanın Sonunda Bulduğu Küçük Yer

Fakat hikâyenin güzel tarafı sonra geldi.

Su belli bir yere yetişmeye çalışmaktan vazgeçince küçük bir yerde oturmuş.

Bir şey içmiş.

Telefonunu çantasına koymuş.

Bir süre hiçbir fotoğraf çekmemiş.

“Kaç dakika?”

“Bilmiyorum.”

Su’nun bütün gece ilk defa bir zaman ayrıntısını hatırlamaması güzel geldi.

“Sadece oturdum.” dedi.

“Sıkılmadın mı?”

“Hayır.”

“Telefon?”

“Bakmadım.”

“Fotoğraf?”

“Çekmedim.”

“O zaman bunu nasıl hatırlıyorsun?”

Su biraz sustu.

Sonra:

“Belki fotoğraf çekmediğim için.” dedi.

“Her şeyi çekmeye çalışınca bazen orada olduğunu unutuyorsun. O gün hiçbir şey çekmedim ama en net hatırladığım saatlerden biri o.”

Travesti Su’ya Nepal’de İnsanlar Nasıl Davrandı?

Bu soru gelince Su’nun tonu biraz değişti.

Çünkü seyahate çıkmadan önce kafasında birçok ihtimal kurduğunu söyledi.

Bakışlar olur mu?

Rahatsız edilir mi?

Kendini bazı ortamlarda rahat hisseder mi?

İletişimde zorlanır mı?

Bunların hepsini düşünmüş.

“Peki nasıl geçti?”

“Tek cümleyle anlatamam.”

Ceren:

“Şaşırmadık.”

Su güldü.

Yaşadığı deneyimin her yerde aynı olmadığını, bazı anlarda rahat hissettiğini, bazı anlarda insanların meraklı bakışlarının kendisini gerdiğini anlattı. Ama bütün seyahati tek bir iyi veya kötü etikete koymayı istemedi.

“Ben bir yere gidince sadece travesti olarak gitmiyorum ki.” dedi.

“Nasıl yani?”

“Ben Su olarak gidiyorum. Acıkıyorum, yoruluyorum, yanlış sokağa giriyorum, saçım bozuluyor, kahve içiyorum. Her anımı kimliğim üzerinden anlatırsam gezinin yarısı kaybolur.”

Bu gece söylediği en düzgün cümlelerden birisiydi.

Kendisine söyledik.

“Ben hep düzgün konuşuyorum.” dedi.

Orası tartışılır.

Su’nun seyahat boyunca kendisi için önemli bulduğu şeyler:

  • Kendini rahat hissetmediği yerde gereksiz yere kalmamak.
  • Her bakışı kişisel bir meseleye çevirmemek.
  • Telefon şarjını bitirmemek. Bunu iki kere başaramamış.
  • Yanında küçük miktarda gerekli şeyleri bulundurmak.
  • Yorulduğunda sırf plan yaptı diye devam etmemek.
  • Her anı sosyal medyada paylaşmaya çalışmamak.

“Bir Daha Nepal’e Gider misin?” Sorusu Yeni Bir Saatlik Konuşma Açtı

Bu soru sorulmamalıydı.

Ama soruldu.

“Giderim.” dedi Su.

Kısa.

Net.

Herkes şaşırdı.

Sonra ekledi:

“Ama bu sefer…”

Masadan hafif bir toplu iç çekiş geldi.

Su duymamazlıktan geldi.

Bu sefer daha az eşya alacakmış.

Başka ayakkabı götürecekmiş.

Daha az fotoğraf çekecekmiş.

O şalı bulmaya çalışacakmış.

“Su, şal hâlâ mı?”

“Ben unutmadım.”

Rıfkı’yı da arayacakmış.

“Köpeği nasıl bulacaksın?”

“Kısmet.”

Bir önceki sefer sevdiği yemeği tekrar yiyecekmiş.

“Adını bilmiyorsun.”

“Fotoğrafı var.”

Telefonuna uzandı.

Ceren hemen:

“Göstermene gerek yok.”

dedi.

Su telefonu bıraktı.

Biraz bozuldu.

“Ben Çok mu Anlatıyorum?”

Gecenin sonunda beklenmedik şekilde kendisi sordu.

“Ben Nepal’i çok mu anlatıyorum?”

Kimse cevap vermedi.

Bu sessizlik zaten cevaptı.

Su masadakilere tek tek baktı.

“Abartıyorsunuz.” dedi.

Ceren:

“Geçen hafta telefonda kırk dakika Nepal anlattın.”

“Sen sordun.”

“Sadece tatil nasıldı dedim.”

“E tamam.”

“Kırk dakika.”

“Kısa anlattım.”

Su gerçekten buna inanıyor olabilir.

“Ben çok anlatmıyorum. Ben ayrıntıları atlamıyorum. İkisi başka bir şey.”

Su’nun Bitmek Bilmeyen Nepal Anılarının Asıl Sebebi

Bir noktada bütün şakaların arasından daha sakin bir cümle çıktı.

Su:

“Galiba özledim.” dedi.

Masada bu defa kimse dalga geçmedi.

“Neyi?”

“Bilmiyorum. Orada olduğum halimi belki.”

Bir yeri özlemekle o yerdeki kendini özlemek aynı şey olmayabilir.

Su’nun anlattıklarından biraz böyle bir his çıkıyordu.

Normal hayatının düzeninden uzak.

Her şeyin biraz yabancı olduğu.

Sabah kalkınca günün ne getireceğini tam bilmediği.

Bir sokağa yanlış girmenin bile küçük bir hikâyeye dönüştüğü günleri özlemiş.

Belki bu yüzden aynı şeyleri tekrar tekrar anlatıyordu.

Çünkü anlattıkça biraz geri gidiyor gibi.

“Duygusal yapmayın ama.” dedi hemen.

“Az önce çok duygusal konuştun.”

“Onu düzeltirsiniz.”

Düzeltmedik.

Su’nun Nepal’den gerçekten yanında getirdikleri

  • Bir sürü fotoğraf.
  • Adını unuttuğu yemeklerin hatırası.
  • Almadığı bir şalın pişmanlığı.
  • Rıfkı adını verdiği bir köpeğin yedi fotoğrafı.
  • Arkadaşlarının artık ezberlediği hikâyeler.
  • Ve yeniden gitme fikri.

Hikâye Bitti Sandığımız Anda Bir Tane Daha Başladı

Saat ilerledi.

Hesap istendi.

Çantalar toplandı.

Ceren montunu giydi.

Su telefonunu çantasına koydu.

Herkes ayağa kalktı.

Tam gidiyoruz.

Su birden:

“Size oteldeki terlik olayını anlattım mı?” dedi.

Üç kişi aynı anda:

“Hayır.”

Su’nun yüzü aydınlandı.

“Bak şimdi…”

Ceren:

“Hayır, hayır anlamında hayır.”

“Ama iki dakika.”

Kimse oturmadı.

Su hikâyeyi ayakta anlatmaya başladı.

İki dakika olmadı.

Kapının önüne kadar devam etti.

Sonra dışarı çıktılar.

Hikâye kaldırımda devam etti.

Bir taksi durdu.

Ceren bindi.

Su hâlâ anlatıyordu.

Ceren camı kapattı.

Su cama hafifçe vurdu.

“Daha bitmedi!” dedi.

Taksi gitti.

Su arkasından baktı.

Telefonunu çıkardı.

Ceren’e sesli mesaj gönderdi.

Mesaj üç dakika kırk yedi saniyeydi.

Yaklaşık beş dakika sonra Ceren’den cevap geldi:

“Su yeter.”

Su mesajı okudu.

Güldü.

Sonra bize döndü.

“Ben size terlik olayını anlattım mı?”

“Hayır.”

“Bak şimdi…”

“Bazı seyahatler biter ama insan anlatmayı bitiremez. Benim Nepal biraz öyle oldu. Bir de gerçekten terlik olayı var, onu niye kimse dinlemek istemiyor anlamıyorum.”

Son durum:

Su Nepal’den dönmüş durumda.

Valizi çoktan kaldırıldı.

Fotoğrafların çoğu telefonda kaldı.

Şal hâlâ bulunamadı.

Rıfkı’nın nerede olduğu bilinmiyor.

O yemeğin adı hâlâ hatırlanmıyor.

Terlik hikâyesini ise bu yazıya özellikle koymadık.

Çünkü bir yerde bitmesi gerekiyordu.

Su’ya göre gerekmiyordu.

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir