Şehvet kelimesi, bazı insanlar için bir his değil de bir etiket gibi kullanılıyor.
Özellikle konu travestiler olunca, bu etiket daha konuşma başlamadan yapıştırılıyor.
Kimse sormuyor aslında.
Sadece yakıştırılıyor.
Aynaya Yapıştırılan Etiketler
Travestilerin şehvetle anılması, çoğu zaman onların anlattıklarıyla değil, başkalarının kafasında kurdukları hikâyelerle ilgili. Bir bakış, bir yürüyüş, bir kıyafet… Sonra herkes kendi metaforunu yazıyor.
Kimi için travesti, hiç susmayan bir gece lambası.
Kimi için kontrol edilemeyen bir ateş.
Ama kimse o lambanın neden hiç kapanmadığını, o ateşin neden yakılmak zorunda kaldığını sormuyor.
Şehvet burada bir gerçeklikten çok, bir yansıma oluyor.
Şehvet Bir Savunma Diline Dönüşünce
Bazı travestiler için şehvet, gerçekten bir arzu değil.
Bir zırh.
“Beni böyle görmek istiyorsanız, buyurun” deme hali.
Kendini korumanın başka yolu kalmadığında, beklentiyi üstlenmek.
Birinin sana sürekli aynı rolü vermesi, bir süre sonra o rolü oynamayı öğretir.
Ama bu, içten geldiği anlamına gelmez.
Toplumun Aynası Daha Kirli
Travestilere “şehvet takıntılı” denirken, çoğu zaman asıl takıntı karşı tarafta oluyor.
Bakmak isteyip bakamayan, merak edip inkâr eden, arzu edip utanan bir bakış…
Şehvet burada bir duygu değil, bir kaçış kelimesi.
Anlamlandıramadığını basitleştirme çabası.
“Benim kafam karışık” demek yerine
“Onlar zaten öyle” demek daha kolay.
Metaforlar Gerçeği Örtüyor
Travestiler çoğu zaman bir metaforun içine sıkıştırılıyor.
Geceyle, karanlıkla, ateşle, yasakla…
Ama kimse sabah halini merak etmiyor.
Sessizliği, yorgunluğu, sıradanlığı.
Oysa şehvet dediğin şey, bir insanın hayatının küçük bir parçası.
Tamamı değil.
Belki de Asıl Takıntı Başka Yerde
Travestilerin şehvetle anılması, onların kim olduklarını değil;
toplumun neyi görmek istediğini anlatıyor.
Birini tek bir kelimeye indirgemek, onu anlamaktan daha az zahmetli.
Ama daha adaletsiz.
Belki de travestilerin değil,
onlara bakarken tek bir duygudan fazlasını göremeyenlerin bir takıntısı var.
Şehvet Takıntısı Üzerine: Gerçekten Kimin Takıntısı?
Şehvet…
Tek başına söylendiğinde bile ağır bir kelime.
Ama işin içine travestiler girdiğinde, bu kelime neredeyse otomatikleşiyor. Sanki başka hiçbir başlık yokmuş gibi.
Peki gerçekten travestiler mi şehvete takıntılı, yoksa biz mi onları o kelimenin içine sıkıştırıyoruz?
Bir Etiketin Hikâyesi Nasıl Yazılır?
Travestiler hakkında konuşulurken, çoğu zaman hikâye onların ağzından çıkmaz.
Başkaları yazar.
Bakışla, önyargıyla, kulaktan dolma cümlelerle.
Bir travesti gece dışarı çıktığında “şehvetli” denir.
Güldüğünde “fazla” bulunur.
Sessiz kaldığında bile bir anlam yüklenir.
Oysa bu, şehvetten çok algının kendisiyle ilgili.
Şehvet Bir Duygu mu, Bir Rol mü?
Bazı travestiler için şehvet gerçekten bir duygu olabilir.
Bu, herkes için geçerli.
Ama bazıları için şehvet, bir rol.
Toplumun sürekli biçtiği bir rol.
“Seni böyle görmek istiyorlar, o zaman böyle ol.”
Bu bir tercih değil bazen, bir hayatta kalma refleksi.
Şehvet burada arzudan çok, bir dil oluyor.
Kendini anlatmanın değil, anlatamamanın dili.
Metaforlar Gerçeği Gizliyor
Travestiler çoğu zaman metaforlarla anlatılıyor:
Ateş, gece, yasak, tutku…
Ama kimse sabahı konuşmuyor.
Yorgunluğu, yalnızlığı, sıradanlığı.
Oysa bir insan sadece geceden ibaret değildir.
Şehvet de bir insanın tamamı olamaz.
Metaforlar güzel ama tehlikelidir.
Çünkü süslerken gerçeği örter.
Asıl Takıntı Nerede?
Belki de “travestilerin şehvet takıntısı” denilen şey, aslında karşı tarafın bakışındaki takıntıdır.
Bakmak isteyip bakamayan, merak edip inkâr eden bir bakış.
Anlayamadığını basitleştirmek kolaydır.
Tek bir kelimeyle açıklamak daha da kolay.
Ama bu, gerçeği anlatmaz.
Sadece rahatlatır.
Travestiler de İnsan, Bu Kadar Basit
Travestiler de sıkılır.
Yorulur.
Aşık olur, vazgeçer, pişman olur.
Bazen şehvetlidir, bazen değildir.
Tıpkı herkes gibi.
Onları tek bir kelimeyle tanımlamak, aslında onları değil;
kendi bakış açımızı anlatır.
Belki de sormamız gereken soru şu:
“Travestiler neden şehvetle anılıyor?” değil,
“Biz neden onları başka bir şeyle anmakta zorlanıyoruz?”
